I41

I11, I25, I32, I41

Atatürk Bulvarı ve Tarihi Yıkımlar

Atatürk Bulvarı ve eski Mustafa Kemal Caddesi projeleri hazırlanırken bazı tarihi eserler ne yazık ki yıkılmıştır. Bunlar arasında Azepler Camii, Azepler Hamamı, Sekbanbaşı Mescidi, Kırkçeşmeler, Revnîçelebl Mescidi, Çandarlı İbrahimpaşa Hamamı ve Gürcü Mehmedpaşa yer almaktadır. Bu eserler, İstanbul’un tarihî dokusunun önemli parçalarıydı ve bulvarın genişletilmesi için maalesef ortadan kaldırılmıştır.

Açılış Töreni ve Nutuk

Atatürk Bulvarı’nın açılış töreninde İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar bir nutuk vermiştir. Konuşmasında şunları ifade etmiştir:

“Aziz ve muhterem arkadaşlar, Türk milletinin Ebedi Şefi, eşsiz kahraman Atatürk’ün yüce adını taşıyan bu bulvarın son kısmını ikmal etmiş bulunuyoruz. Şehrin Marmara kıyılarını Haliç sahillerine ve oradan da Gazi Köprüsü ile Beyoğlu’na bağlayan bu yeni yol, İs

I12, I23, I34, I41

Atatürk’ün Son Veda Töreni

Dolmabahçe Sarayı’nda Büyük Ölümün Huzuru

7 Kasım 1938 sabahı saat 7.58’de, İstanbul halkı ve yakın arkadaşları, Dolmabahçe Sarayı’nda Büyük Ölünün huzuruna bir kez daha el bağladı. Merasim salonunu aydınlatan ışıklar, hüzünlü bir yankıyla kubbede yansıyordu. Atatürk’ün en güvenilir ve yakın arkadaşları, her zaman olduğu gibi onun etrafında toplanmıştı; bu kez tabutunu kaldırmak için bir aradaydılar.

Orgeneral Fahrettin Altay, Korgeneral Halis Bıyıktay, Salih Omurtağ, General Kurt Cebe, Ekrem Baydan, Osman Doğan, Hakkı Özgener, Zeki Ertöçay, Mustafa Hayri Ertoy, Salim Cevad Ayalp, Kemal Balıkesir, Enis Erkoçay, Ziya Erkinci, İshak Avni Akdağ ve Nuri Yamat, tabutun etrafında duruyordu. Salonun diğer tarafında zabitlerden oluşan bir ihtiram müfrezesi yerini almıştı. En önde duran zabitin elinde Atatürk’ün son örtüsü, kırmızı-beyaz atlas bayrak duruyordu.

I14, I21, I34, I41

Hatay Dâvası ve Gelen Telgraflar

29 Ocak 1937 tarihinde Hatay dâvasının olumlu sonuçlanması üzerine, Türkiye’nin dört bir yanından Atatürk’e on binlerce telgraf gelmiştir. Bu yoğun ilgi ve tebrik dalgası, Atatürk’ü derinden etkilemiş ve Anadolu Ajansı aracılığıyla millete teşekkürlerini iletmiştir. Bu olay, Hatay meselesinde Türk halkının büyük bir heyecan ve milli duygularla süreci takip ettiğini göstermektedir.

Şubat 1937 – Florya ve Dolmabahçe Ziyaretleri

19 Şubat 1937’de Atatürk, öğleden sonra Florya’ya giderek deniz köşkünde kısa bir istirahat yapmış ve etrafla küçük bir gezintiden sonra saat 17:00’de Dolmabahçe Sarayı’na dönmüştür.

20 Şubat 1937’de ise Hariciye Vekili Dr. Tevfik Rüştü Aras, Hatay işi için Cenevre’ye gitmek üzere Ankara’dan gelen Hariciye Vekâleti Kâtibi Numan Menemencioğlu ile birlikte Başvekil İsmet İnönü’yü ziyaret etmiş, ardından üç devle

I15, I23, I32, I41

10 Ağustos 1929 Gazi Mustafa Kemal’in İstanbul’daki Halkla Buluşması

Büyükelçi Ali Fethi Bey’in Evinde Karşılama

10 Ağustos 1929 günü, Paris Büyükelçisi Ali Fethi Bey, Büyükdere’deki yalısında Gazi Mustafa Kemal’i ağırlamıştır. Halk, Gazi’yi rıhtımda coşkulu bir sevinçle karşılamış ve kalabalık, yalının önünden uzun süre ayrılmamıştır. Bu yoğun ilgi, Gazi’nin halkla olan yakın bağını ve Cumhuriyet’in kurucusuna duyulan derin sevgiyi açıkça göstermektedir.

Gazi’nin Balkon Konuşması

Yemekten sonra Gazi, balkona çıkarak Büyükderelilere hitap etmiştir. Konuşmasında şunları dile getirmiştir:

“Benim için zahmet ediyorsunuz, mahcubum. Beni görmek demek yüzümü görmek demektir. Eğer benim duygularımı anlıyorsanız, bu doğru bir yoldur. Ankara’dan buraya gelmeden önce hakkımda hastadır, ölüme mahkûmdur denmişti. İşte karşınızdayım, sıhhatliyim, elim ayağım tutuyor.

I13, I25, I34, I41

Gazi Paşa’nın Tarihî Nutku

Gazi Paşa Hazretleri, konuşmasına İstanbul halkını, şehirdeki cemiyetleri ve kendisini karşılayan bütün resmî ve sivil heyetleri selamlayarak başladı. Bu karşılamadan büyük bir mutluluk duyduğunu ifade eden Gazi Paşa, kendisine gösterilen içten ilgi ve sevginin, bugün açıkça görülen parlak tezahürlerinden derin şekilde etkilendiğini söyledi. Samimi duygularla teşekkür ettiğini özellikle vurguladı.

Sekiz Yıllık Ayrılığın Ardından

Gazi Paşa, İstanbul’dan ayrılışının üzerinden sekiz yıl geçtiğini hatırlatarak, bu sürenin hicran ve hasretle dolu anlarla daha da uzun hissedildiğini dile getirdi. Bu ayrılığın, hem kendisi hem de İstanbul halkı için büyük bir özlem yarattığını belirtti. İstanbul’un kendisinde uyandırdığı bu derin duyguların büyüklüğünün kolayca anlaşılabileceğini söyledi.

İstanbul’un Türk Milleti

I13, I21, I32, I41

Enderun Koğuş Hayatı ve Görevleri

Enderun, Osmanlı sarayının eğitim ve devlet memuru yetiştirme merkezlerinden biri olarak büyük bir öneme sahipti. Saraydaki koğuşlar, öğrencilerin ve saray görevlilerinin disiplinli bir şekilde eğitim aldığı ve hizmet gördüğü bölümlerdir. Bu koğuşlar, Darıssaade Ağalığı ve Çorlulu Ali Paşa’nın silâhdarlığı döneminde belirli kurallar çerçevesinde organize edilmiştir.

Koğuşların Yapısı ve Memuriyetler

Enderun’daki başlıca koğuşlar Hazine, Kiler ve Seferli koğuşlarıdır. Bu koğuşlarda görevler iki yolla dağıtılır: bir kısmı ocak yolu ile, bir kısmı ise istidat ve yetenek esasına göre atanır. Koğuşlarda kıdem sırası ve görev dağılımı titizlikle yapılır. Önemli görevler arasında sermahalcilik, başçavuşluk, dilsizlik hizmetleri, Hazinei Hümâyun başkollukçuluğu, çantacılık, nöbetçibaşılık ve kaftancılık yer alır

I13, I23, I34, I41

Salâhaddin Enis’in Memuriyet ve Gazetecilik Hayatı

Salâhaddin Enis, hukuk fakültesini tamamladıktan sonra, hem gazetecilik ve romancılık hem de devlet memurluğu hayatını başarıyla yürütmüştür. Bir süre Âyân Meclisi’nde kâtip olarak görev yapmış, ardından Seyrisefain kurumuna intisap etmiş ve ömrünün sonuna kadar burada hizmet vermiştir. Görev hayatının son yıllarında Devlet Denizyolları Neşriyat Müdürlüğü görevini üstlenmiştir.

Tarzı ve İstanbul’da Yeri

Enis, sadece yazarlığı ve gazeteciliğiyle değil, aynı zamanda giyim tarzıyla da İstanbul’da dikkat çeken bir sima olmuştur. Dar, kısa paçalı ve yukarı doğru genişleyen pantolonları, kalın bastonu ve cebini doldurduğu dolmakalemleri ile döneme yeni bir moda getirmiştir. Ayrıca giydiği büyük şapkalar ve boy boy ağızlıklar da onun sembol detayları arasında yer almıştır.

Enis’in yazıları zaman zaman tartışma yaratmıştır. Kadınlar aleyhine

I13, I22, I35, I41

Vasfi Bey’e Mukaddes Hanım’dan Duygusal Mektup

Giriş Osmanlı Dönemi Mektup Üslubu

Osmanlı döneminde mektuplar, günlük haberleşmenin ötesinde duyguların, sosyal ilişkilerin ve edebî zarafetin aktarıldığı önemli araçlardı. Bu mektuplarda kullanılan dil, günümüz Türkçesine göre oldukça süslü ve dolaylıdır. Mukaddes Hanım’ın Vasfi Bey’e yazdığı mektup da bu dönemin duygusal ve nazik mektup üslubunu yansıtır.

Çaresizlik ve Minnet Duygusu

Mukaddes Hanım mektubuna, içinde bulunduğu çaresizliği ve Vasfi Bey’e olan minnetini dile getirerek başlar:
“Gönlüm, sizin yüksek edebinize ve saygınıza bağlıdır. Siz benim için bir şefkât ve merhamet sembolüsünüz. Fakat, şu anda içinde bulunduğum perişan hâl, sizin lütfunuz ve desteğiniz olmadan çözülemez. Ümidim sizden yanadır.”

Burada, Mukaddes Hanım, hem kendini çaresiz hissettiğini hem de Vasfi Bey’in şefkatine

I14, I24, I33, I41

Aşura Gününde Tebrizde Yapılan Büyük Tören

Tebriz halkı için Aşura Günü çok özel ve duygulu bir gündür. Bu günde herkes, özellikle ileri gelenler, Hz. Hüseyin’in ruhu için su dağıtır. Ellerine kırbalarını (su tulumlarını) alır, utanmadan ve çekinmeden kalabalığın arasında dolaşarak susamışlara su verirler. Bu hareket, Kerbelâ çölünde susuz bırakılan Hz. Hüseyin ve ailesine bir vefa göstergesi olarak kabul edilir.

Tebriz Hanı’nın Kurduğu Büyük Meclis

O günün en dikkat çekici olayı, Tebriz Hanı’nın büyük çadırında kurulan meclistir. Han, süslü otağını Çevgan Meydanı’na kurar ve çevresine Tebriz’in ileri gelenleri diz dize otururlar. Burada “Maktelü’l-Hüseyn” adı verilen, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilişini anlatan eser okunur. Bu tören, Anadolu’da Mevlid-i Nebî’nin okunmasına benzer bir şekilde, saygı ve huşû içinde gerçekleştirilir

Scroll to Top