Yazar adı: Saksagan

K14, K22, K32, K42

İstanbul’da Atbazlar ve Hergelecilik Düzeni

Osmanlı döneminde İstanbul’da atçılık ve hergelecilik mesleği, hem ekonomik hem de toplumsal açıdan titizlikle düzenlenmişti. Balâda kayıtlı atbazlar ve gönüllü hergeleler, şehirde at ve hayvan ticaretini organize eden temel toplulukları oluşturuyordu. Bu gruplar iki yüz kişiden fazla üyeye sahipti; ancak bazıları ahlâksız veya kurallara uymayan kişiler olduğundan içlerinden temiz ve dürüst olanlar seçilerek kayıt altına alınmıştı. Bu düzenlemeler, şehir içindeki adalet ve ticari güvenliği sağlamak için hayati öneme sahipti.

Atbazlar arasında yalnızca dürüst ve disiplini olanlar, kethüda, binbaşı ve nazırların denetiminde görev yapabiliyordu. Bu kişiler, hem kendi beyinlerinde hem de yetkililer tarafından kaydedilerek belirli bir düzen içinde çalışıyorlardı. Kadim geleneklere göre, yalnızca yetmiş Müslüman atbaz ve dört Kıpti atbaz kayıtlıydı. Bunlar, hem mesleki sorumluluklarını yerine getiriy

K13, K24, K34, K41

İstanbul’un Atçılık ve Atçılarının Tarihi

Osmanlı döneminde İstanbul’da atçılık mesleği, hem ekonomik hem de toplumsal açıdan büyük önem taşımaktaydı. Şehirde toplu taşıma araçlarının yaygın olmadığı devirlerde, hemen her evde bir at veya merkep bulunur ve bu hayvanların alım-satımı, bakımı ve kiralanması atçılar yani atbazlar tarafından sağlanırdı. Atçılar, kendi aralarında organize olmuş, esnaf düzenine uyan bir topluluk oluşturmuşlardı. Narh defterleri ve ihtisap nizamnameleri, at bazlarının işleyişini denetlemek ve adil kazançlarını belirlemek için titizlikle hazırlanmıştır.

Atçılar hem Müslüman hem de Gayrimüslim (özellikle Kıpti) gruplar halinde sınıflandırılmış, isimleri resmi kayıtlara geçirilmiştir. Kayıtlı atçılar arasında Kebketacinğlu Mehmed Bey, Kethüda Kadın Mahallesinden Solak Mehmed Çelebi, Karagümrük’ten Ali Beşe, Mahmud Çavuş ve Kara Şaban Bey gibi isimler yer almaktadır. Ayrıca Derviş Beşe, Davudpaş

K15, K23, K35, K45

Atayan ve Atçı Bazları İstanbul’un Tarihi Spor ve Ticaret Kültürü

Atayan: Şöhretli Ermeni Boksör

Harbi Umumi Mütarekesi döneminde İstanbul’da tanınan Atayan, bir Ermeni boksördü. Rivayetlere göre çocukluğu ve ilk gençliği demirci çıraklığıyla geçti. 1919-1920 yıllarında, Viktor Berjeles adında bir maceraperest ve menajer aracılığıyla profesyonel boks dünyasına girdi. Atayan’ın en ünlü maçlarından biri, dönemin hafif sıklet Türk boksörlerinden Zeynel Akandere ile Taksim’deki Sporting Palas’ta yapılan müsabakadır. Maç, üçer dakikadan on raund ve “knock out” (yani bir rakip yere düşmediği sürece maç hükümsüz sayılacak) şartıyla düzenlenmişti. Maçın orta hakemi bir İskoçyalıydı. Altıncı raundda Zeynel Akandere’nin sağ şehadet parmağı kırılmasına rağmen müsabaka devam etti ve Atayan rakibini yere seremedi. Atayan’ın hayatına dair başka pek fazla bilgi bulunmamaktadır.

Atçı Bazları: İs

K12, K21, K33, K43

Falih Rıfkı Atay’ın Son Eserleri ve Hayatı

Falih Rıfkı Atay’ın son eserleri, onun fikir ve üslup bakımından olgunluğunu gösterir. Bu eserler arasında Çile ve Niçin Kurtulmamamak adlı iki küçük kitap öne çıkar. Bu eserler, daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmış fıkralardan seçilerek oluşturulmuştur. Falih Rıfkı, bu eserlerinde bilgi ile sanat arasında başarılı bir denge kurmuş, güzel Türkçeyi en yüksek seviyede kullanmıştır. Eserler, sadece anlatım gücüyle değil, düşünce derinliğiyle de dikkat çeker.

Falih Rıfkı, yakın dönemde İsmail Hami Danişmend’in yazdığı Ah Suavi adlı eserden etkilenerek, Süavi hakkında küçük bir eser de hazırlamıştır. Her iki eser de bir ölçüde abartılıdır; yazar, Süavi’yi tanzimatçıların en ileri şahsiyeti olarak göstermek istemiştir. Bunun dışında, Falih Rıfkı’nın Atatürk üzerine de iki eseri bulunur: 19 Mayıs adlı küçük kitap ve Atatürk’ün şahsiyeti ile inkılapları üzerine yazılm

K11, K25, K31, K44

Falih Rıfkı Atay’ın Seyahat Eserleri ve Değerlendirmesi

Falih Rıfkı Atay’ın seyahat eserleri, hem edebiyat hem de tarih açısından önemli kaynaklar arasında yer alır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kadro dergisinin dördüncü sayısında Falih Rıfkı’nın eserlerinden birini değerlendirirken şunları söylemiştir: “Cihan Harbi konusu hâlâ en taze ve sıcak meselelerden biridir. Bu konuda en güzel kitap, geçtiğimiz yıl Almanya’da yayımlanan Garb Cephesinde Bir Şey Yok adlı eserdir. İkinci eserin doğuşu ise şerefiyle bizim memlekete düşmüştür. Bu nedenle, bu eser enternasyonal bir değer taşımaktadır.” Bu sözler, Falih Rıfkı’nın eserlerinin yalnızca Türkiye’de değil, dünya literatüründe de önemli bir yere sahip olduğunu gösterir.

Falih Rıfkı’nın seyahat eserleri arasında İngilizleri tanıttığı Taymis Kıyıları da öne çıkar. Burhan Asaf, Kadro dergisinin otuz ikinci sayısında bu eseri değerlendirirken, “Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore adlı eseri gibi,

I14, I22, I32, I42

Falih Rıfkı Atay ve Ateş ve Güneş ile Zeytin Dağı Eserleri

Falih Rıfkı Atay’ın ilk kitabı olan Ateş ve Güneş, İkinci Dünya Savaşı sırasında Suriye ve Filistin cephelerinde yaşanan savaş ve sıkıntıları konu alır. Bu eser, yazarın gözlemlerini ve yaşadığı zorlukları aktardığı bir anı ve edebiyat çalışmasıdır. Üslubu henüz tam anlamıyla olgunlaşmamış olsa da, Cenab Şehâbeddin’in etkisi eserde hissedilir. Falih Rıfkı’nın ilerleyen dönemlerde geliştireceği serbest cümle yapısı bu eserinde daha sınırlı olarak görülür. Bu serbest cümle yapısı, Türkçenin doğallığı ve esnekliği açısından daha uygun bulunmuş, yazarın düşüncelerini daha akıcı ve özgür bir biçimde ifade etmesini sağlamıştır.

O dönemde bazı ilim ve siyaset adamları, Falih Rıfkı’nın cümlelerini “çarpık cümleler” olarak eleştirmiştir. Ancak sonraki kuşak genç yazarlar, onun sade ve akıcı dilini kendi üslup gelişimlerinde örnek almıştır. Halid Ziya ve Cenab Şeh

I13, I24, I34, I41

Falih Rıfkı Atay ve Edebiyat ile Seyahat Yazıları

Falih Rıfkı Atay, yazarlık hayatında siyasi ve sosyal konulardaki tartışmalarını eserlerine de yansıtmıştır. Eski Saat adlı kitabında, yaşadığı dönemdeki çeşitli siyasi ve sosyal davalar üzerindeki kavgalarına dair yazılarına yer vermiştir. Benzer şekilde, Roman adlı eserinde de bu tür yazılarının en kuvvetli örneklerini bulmak mümkündür. Bu yazılar, çevre, parti ve bireyler üzerindeki etkisini anlamak açısından önemlidir.

Falih Rıfkı’nın etkisi ve yazılarının gücü, Atatürk’ün şahsi ifadesiyle de desteklenmiştir. Ankara Palas’ta Falih Rıfkı’yı Kral Faysal’a takdim ederken Atatürk şöyle demiştir: “Münakaşacı, kuvvetli muharrirlerimizdendir.” Faysal, “Size karşı mı münakaşa eder?” diye sorunca Atatürk, “Yok canım, bizim karşı…” cevabını vermiş ve ardından Falih Rıfkı’ya dönerek, “Hatırında tut, senin o Fethiye kara açtığın mücadele yok mu? Hani bana karşı yap

I15, I23, I35, I45

Falih Rıfkı Atay ve Polemik Yazıları

Cemal Paşa İstanbul’a dönünce, Falih Rıfkı Atay da onunla birlikte İstanbul’a geldi. Mütareke yıllarında Akşam gazetesinde yazdığı fıkra, polemik ve siyaset yazıları ile ilk şöhretini kazandı. O dönemde, Türk milletinin yaşadığı zorlukların nabzı, Falih Rıfkı’nın yazılarında atıyordu. Yakup Kadri’nin İkdam gazetesindeki yazıları da bu dönemde halkın görüşlerini yansıtan diğer önemli örneklerdi.

Falih Rıfkı Atay, 1922’den 1950’ye kadar milletvekilliği yaptı. Bu süreçte hem siyasetle ilgilenmiş hem de gazetecilik hayatına devam etmiştir. Günümüzde ise Dünya gazetesinin sahibi ve baş yazarı olarak görev yapmaktadır. Onun yazılarının en belirgin özelliği, özellikle polemik türündeki yazılarında ortaya çıkar. Zengin bir mantık ve güçlü bir fikir akışıyla kaleme aldığı yazılar, hem okuyucuyu düşündürür hem de tartışmaya davet eder.

Yakup Kadri, Kara Osmanoğlu’nun

I12, I21, I33, I43

Falih Rıfkı Atay’ın Gazetecilik ve Yazarlık Yılları

Falih Rıfkı Atay, gençlik yıllarında eğitim aldığı hocalarından bazılarını pek sevmedi ve eserlerini beğenmedi. Bu duygu, yıllar boyunca devam etti. Genç bir öğrenci olarak Atay, hocasıyla farklı bir sanat ve hayat anlayışı paylaşıyordu. Bu fark, onun ileride özgün bir yazar olmasında etkili oldu.

Darülfünun’u bitirdikten sonra kısa bir süre “Çarkçı Mektebi”nde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Bu dönemde kalemini geliştirmek için çok çalıştı ve kısa sürede yazarlık yeteneğini gösterdi. Talât Paşa, onu özel olarak yanına aldı ve birlikte Bükreş’e bir seyahat yaptı. Bu sırada Atay, Tanin gazetesine yazılar yazmaya başladı.

Falih Rıfkı, memuriyet ve gazetecilik yıllarını boş geçirmedi; çok okudu ve dönemin önemli edebiyatçılarından etkilenmeye devam etti. Hâşim, Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Halid Ziya gibi isimlerin etkisi altında kalmıştı. O da tıpkı Ahmed Ce

I11, I25, I31, I44

Falih Rıfkı Atay’ın Eğitim ve Yetişme Hayatı

Falih Rıfkı Atay, bütün Türkiye aydınları tarafından tanınmış önemli bir edebiyatçı, yazar ve gazetecidir. 1891 yılında İstanbul’da doğan Atay, ilk eğitim hayatına küçük yaşta başlamıştır. Çocukken aldığı sert disiplin cezaları, eğitim hayatına erken bir motivasyon kaynağı olmuştur. İlk mektepte, belki falaka ile, ancak kesin olarak hoyrat ellerden dayak yemesi onu okuldan uzaklaştırmıştır. Bu olay, onun azmini ve öğrenme isteğini daha da artırmış, tarih ve edebiyata olan ilgisini pekiştirmiştir.

Küçük Rıfkı, rüşdiye eğitimi sırasında Hayri Bey adındaki tarih hocasından etkilenmiştir. Bu hoca, öğrencilerine Murad Bey’in tarihinden gizlice fıkralar anlatarak onların hayal gücünü ve düşünme yeteneğini geliştirmiştir. Bu dönemde Rıfkı’nın ruhunda yeni fikirler doğmuş, çalışma arzusu ve öğrenme tutkusu derin bir ihtiras hâline gelmiştir.

Rüşdiyeyi tamamladıktan sonra M

Scroll to Top