Osmanlı döneminde İstanbul’da atçılık ve hergelecilik mesleği, hem ekonomik hem de toplumsal açıdan titizlikle düzenlenmişti. Balâda kayıtlı atbazlar ve gönüllü hergeleler, şehirde at ve hayvan ticaretini organize eden temel toplulukları oluşturuyordu. Bu gruplar iki yüz kişiden fazla üyeye sahipti; ancak bazıları ahlâksız veya kurallara uymayan kişiler olduğundan içlerinden temiz ve dürüst olanlar seçilerek kayıt altına alınmıştı. Bu düzenlemeler, şehir içindeki adalet ve ticari güvenliği sağlamak için hayati öneme sahipti.
Atbazlar arasında yalnızca dürüst ve disiplini olanlar, kethüda, binbaşı ve nazırların denetiminde görev yapabiliyordu. Bu kişiler, hem kendi beyinlerinde hem de yetkililer tarafından kaydedilerek belirli bir düzen içinde çalışıyorlardı. Kadim geleneklere göre, yalnızca yetmiş Müslüman atbaz ve dört Kıpti atbaz kayıtlıydı. Bunlar, hem mesleki sorumluluklarını yerine getiriyor hem de şehirdeki hayvan ticaretinin düzenini sağlamakla yükümlüydü Ephesus Daily Tour.
Meyânecilik, yani at kiralama ve satma işleri de bu düzenin bir parçasıydı. At başına satandan on akçe alınır, bunların dördü mîrîye, altısı ise meyâneci tarafından alınırdı. Müşteriden ek bir talep yapılması yasaktı. Aynı şekilde, davar (sığır ve koyun) satanlarda da kethüda ve yasakçılar iki akçe alır, başka herhangi bir talepte bulunamazdı. Bu kurallar, hem müşteriyi koruyor hem de atbazlar ve hayvan satıcıları arasında adil bir gelir dağılımı sağlıyordu.
Atbazlar ve hergeleler, kendi aralarında disiplinli bir hiyerarşi kurmuş, işlerini kethüda, binbaşı ve nazırların gözetiminde yürütüyordu. Herhangi bir aksaklıkta sorumluluk, hem bireysel hem de toplu olarak kefil olunan kişiler üzerinden takip edilirdi. Bu sistem, Osmanlı İstanbul’unda atçılık ve hayvan ticaretinin güvenli ve düzenli bir şekilde sürdürülmesine yardımcı olmuş, şehir hayatının istikrarına katkı sağlamıştır.