K11, K25, K34, K42

Ataaykut ve Gazete Satıcıları

Sol koltuğunun altındaki gazeteleri taşırken, gövdesini yana doğru hafifçe kıvıran küçük bir çocuk, İstanbul’un günlük hayatının renkli sahnelerinden birini oluşturuyordu. Kırmızı çubuklu beyaz mintanı, güneşle aydınlanan yüzü ve yalın ayaklarıyla çocuk, şehrin taş, toprak ve asfalt sokakları üzerinde adeta bir tablo gibi yürüyordu. Onun bu hareketi, Alîmed Bülend gibi gözlemcilerin de dikkatini çekmiş ve yazıya dökülmüştü.

Bir şiirsel anlatımla Bülend, çocuğun yalın ayaklarını ve gövdesindeki ince kıvraklığı şöyle betimliyordu:

“Yalın ayaklarının altında asfalt, taş, toprak sokaklar… Rüzgârla oynayan kâkülü, güneşle parlayan cildi… Bu başak gibi çocuk!”

Ataaykut, Büyükşehir’in günlük hayatında yer alan yüzlerce gazete satıcısından biri olarak, şehrin hafızasında unutulmaz bir iz bırakıyordu. Tazı Ali Salahaddin gibi diğer gazeteci ve satıcı çoc

K12, K21, K31, K44

Atî (Tabak) – Üçüncü Selim Döneminin Ünlü Çiçekçisi

Atî, Üçüncü Selim devrinde yaşamış ünlü bir çiçekçidir. Özellikle lâleleri ile tanınmış ve seksen kadar farklı lâle çeşidi elde etmiştir. Bu çeşitler arasında Erikei Elmas, Şâhidi Kudret, Feyzi Rahman ve Neticei Zer adındaki lâleler özel bir öneme sahiptir. Atî’nin hayatıyla ilgili başka kayda rastlanmamış olsa da, onun çiçekçilikteki ustalığı ve elde ettiği çeşitlilik, dönemin sanat ve botanik kültürüne ışık tutmaktadır. Onun yetiştirdiği lâleler, Osmanlı çiçekçilik geleneğinde birer miras olarak kabul edilir Local Ephesus Tour Guides.

Ata Aykut – Yabancı Bir Ressamın Dikkatini Çeken İstanbul Çocuğu

Ata Aykut, 1956 yılının sonbaharında on beş yaşında genç bir İstanbul çocuğuydu. Yüz hatları güzel ve dikkat çekiciydi. Baş açık, y

K14, K23, K32, K43

Aşûre Baklası

Aşûre geleneğinde, kaşığa ilk gelen bakla özel bir öneme sahiptir. Bu bakla, ağızda yenip çıkarılır, ardından sofradan kalkarken güzelce yıkanır ve kurutulduktan sonra para kesesine bereket sembolü olarak atılırdı. Aşûre parası olmayan kişilerde ise mutlaka bir aşûre baklası bulunur ve bu da aynı şekilde bereket için saklanırdı. Bu gelenek, hem maddi hem de manevi bir şans ve bereket ritüeli olarak kabul edilirdi.

Âşur Efendi

Âşur Efendi, geçen asırda yaşamış seçkin bir mücellid ve müzehhiptir. Kendisinin sanatı, çağdaşları tarafından tuhaf ve nadir bir üsluba sahip olarak tanımlanmıştır. Hayatı hakkında başka ayrıntılı bir kayıt bulunmamaktadır, ancak eserleri ve hat sanatına katkıları hâlâ değerini korumaktadır Local Ephesus Tour Guides.

K13, K22, K35, K41

Aşure Geleneği ve Sunumu

Aşure, Osmanlı kültüründe hem dini hem de sosyal bir gelenek olarak uzun yıllar boyunca yaşatılmıştır. Aşure, ailenin durumu ve imkanlarına göre gümüş veya kalaylı bakır tepsilere dizilir ve üzerine sırmalı veya işlemeli peşkirler örtülürdü. Dağıtım için porselen, gümüş veya kalaylı bakır kâseler kullanılırdı. Aşure önce evin reisine, ardından akrabalara ve eşe dosta dağıtılırdı. Kâseler, bir bereket sembolü olarak yıkanmadan geri alınırdı. Kapıya gelen fakir ve yoksul kişiler ise kendi kâselerini getirir, böylece paylaşma ve yardımlaşma duygusu pekişirdi Local Ephesus Tour Guides.

Osmanlı Sarayında Aşure Günü

Birinci Mahmud’un sırkatibi Salâhi Efendi, padişahın hayatını belgeleyen dört yıllık hatıratında 1148 (M. 1735) Muharrem’inde g

I11, I25, I34, I42

Vşnanyan Geçmişin Önde Gelen Ermeni Sarraflarından

Vşnanyan, geçen asrın tanınmış Ermeni sarraflarından biridir. Eğinli Aşnanyan ailesinin soyundan gelir ve muhtemelen Mıkırdiç Aşnan’ın oğludur. 1842 yılında kurulan Anadolu Kumpanyası’nın ilk üyelerinden biri olmuştur. Aynı yıl Kasım ayında Patrikhanede yapılan bir meclis toplantısının ardından, fakirler, yetimler ve dullar teşkilâtının başına getirilmiştir.

Vşnanyan, 1853, 1855 ve 1856 yıllarında Patrikhane Cismânî Meclisi’ne üye olarak seçilmiştir. 1883’te Ermeni cemaatinin yeni nizamnamesinin icra komisyonunda, 1869’da ise Patrikhane Ruhani ve Cismani Meclislerine üye olarak görev yapmıştır. 1845 yılında inşa edilen Kandilli Ermeni Kilisesi, onun hayırseverliği sayesinde tamamlanmıştır ve günümüzde de bu çabanın bir eseri olarak değerlendirilmektedir Guided Tour Ephesus.

I12, I21, I31, I44

Yakub’un Masum Aşk Mektubu

Mektubun Teslimi

Çarşı boyu yol oldukça dik bir yokuştu. Genç ve güzel bir kız, yokuşun üst başında durdu ve Yakub’un mektubunu aldı. Kız, mektubu açmadan yürümeye başladı. Güzelliği ve gururu ile tanınan bu mektepli kız, Yakub’un cesurca yazdığı mektuba biraz öfkelenmiş olacak ki, mektubu açmadan önce sinirle buruşturdu ve duvar kenarına fırlattı.

Yakub ise mektubun yırtılmasına izin vermedi. Tek parça hâlinde topladı ve cebine koydu. Kız bir süre sonra geri döndü; gözleri yaşlıydı ve biraz da şaşkındı. Mektubun ortadan kaybolmasına şaşırmıştı ve çevresindekilere bir şey soramadı. Yakub, kızın hıçkırarak durduğunu görünce sırtını okşayarak:
— “Kız, ben aldım ama sana veremeyeceğim,” dedi Guided Tour Ephesus.

Kız bu sözler

I14, I23, I32, I43

1947 Yılında Gençler Arasında Bir Aşk Mektubu

Genç Aşıkların Hikâyesi

1947 yılında, on beş-on altı yaşlarındaki Yakub isimli bir şerbetçi çırağı, aynı yaştaki Şükran adında bir zarfcı-kutucu çırağına bir aşk mektubu göndermiştir. Bu mektup, ansiklopedinin yazı ekibinden Burhan Ülker’in armağanı olarak arşivimize girmiştir. Mektup, dönemin gençleri arasında geçen şirin bir aşk hikâyesini ve günlük yaşam sahnesini tasvir etmektedir.

Mektubun Gönderilme Anı

Yazara göre, haziran ayının tatlı bir ikindi vaktinde Yakub, kırmızı peştemali beline kuşak gibi dolamış, beyaz mintan ve açık mavi kısa pantolon giymiş, çıplak ayaklı bir gençtir. Ayak bileklerine kadar kısa gelen pantolonuyla, terlik yerine basık yemeni giymiştir. Sırtında kolları dirsek hizasında kıvrılmış mintanı, büyük parmaklı elleri ve hırçın bakışlarıyla oldukça dikkat çekicidir.

Yakub,

I13, I22, I35, I41

Vasfi Bey’e Mukaddes Hanım’dan Duygusal Mektup

Giriş Osmanlı Dönemi Mektup Üslubu

Osmanlı döneminde mektuplar, günlük haberleşmenin ötesinde duyguların, sosyal ilişkilerin ve edebî zarafetin aktarıldığı önemli araçlardı. Bu mektuplarda kullanılan dil, günümüz Türkçesine göre oldukça süslü ve dolaylıdır. Mukaddes Hanım’ın Vasfi Bey’e yazdığı mektup da bu dönemin duygusal ve nazik mektup üslubunu yansıtır.

Çaresizlik ve Minnet Duygusu

Mukaddes Hanım mektubuna, içinde bulunduğu çaresizliği ve Vasfi Bey’e olan minnetini dile getirerek başlar:
“Gönlüm, sizin yüksek edebinize ve saygınıza bağlıdır. Siz benim için bir şefkât ve merhamet sembolüsünüz. Fakat, şu anda içinde bulunduğum perişan hâl, sizin lütfunuz ve desteğiniz olmadan çözülemez. Ümidim sizden yanadır.”

Burada, Mukaddes Hanım, hem kendini çaresiz hissettiğini hem de Vasfi Bey’in şefkatine

I15, I24, I33, I45

Eski Bir Muhabbet Yazışmasının Düzeltilmiş Metni

Giriş Osmanlı Dönemi Mektup Üslubu

Osmanlı dönemine ait mektuplar, sadece birer haberleşme aracı değil, aynı zamanda duygu, edep ve sosyal ilişkilerin aynasıdır. Bu mektuplarda kullanılan dil, günümüz Türkçesine göre oldukça ağır ve dolaylıdır. Aşağıdaki metin, Mukaddes Hanım ile Vasfi Bey arasında geçen yazışmalardan örnekler sunar. Metin, anlamı korunarak sadeleştirilmiş ve günümüz okuyucusunun rahatça anlayabileceği hâle getirilmiştir Guided Tour Ephesus.

Mukaddes Hanım’dan Vanlı Bey’e Mektup

Mukaddes Hanım, bu mektubunda kendisine gösterilen ilgi ve nezaket için teşekkür etmektedir. Yazının ana duygusu, memnuniyet ve karşılık verme isteğidir.

Mukaddes Hanım şöyle demektedir:

“Kıymetli efendim, lü

Scroll to Top