İstanbul’un Vatanseverliği ve Millî Birlik
İstanbul’un vatanseverliğinin yeni ve yüksek bir örneğine bir kez daha şahit oluyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aldığı seçimlerin yenilenmesi kararı […]
İstanbul’un vatanseverliğinin yeni ve yüksek bir örneğine bir kez daha şahit oluyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aldığı seçimlerin yenilenmesi kararı […]
Bir yanda martılar, diğer yanda kuşlar Zafer gemisinin üzerinde uçarken tabutun üzerine çiçekler bırakıyordu. Kalbi yaralı İstanbullular, kara, deniz ve hava orduları ile büyük bir saygı gösterisi düzenlediler. Şehrin iki kıyısı, Avrupa ve Asya yakaları, hınca hınç doluydu; kalabalığın yoğunluğuna, matem duygusuna karşı koyamayacağı, adeta eriyip yok olacağı izlenimi veriyordu.
Saat 13.27’de Zafer, Yavuz gemisine yanaştı. Yavuz’un zabitanı ve efradı selam vaziyetindeydi. Önce Büyük Millet Meclisi üyeleri cenazeyi gemiye aldı, ardından denizcilerimizin elleri üzerinde tabut, mor kadifelerle hazırlanan sehpanın üzerine konuldu. Yavuz’dan atılan bir top, Marmara’nın engin ufuklarında yankılandı. Bu sırada dost ülkelerden gelen gemiler de top atarak büyük lidere son saygılarını gösterdi
Doktor, hem Atatürk’ün duyduğu endişeyi azaltmaya çalışmış hem de yapılacak ponksiyon işlemi için hazırlık yapmıştır. Atatürk’e daha önce birilerinin, dikkat edilmezse damarlardan birinin zarar görebileceği ve bağırsakların zedelenebileceği söylenmişti. Bu sözler, onun zihninde doğal olarak bir tedirginlik oluşturmuştu. Doktorun görevi ise bu korkuları ortadan kaldırmak ve yapılacak işlemin güvenli olduğunu açık bir şekilde anlatmaktı. Yapılan açıklamalar sonrasında Atatürk’ün içi rahatlamış ve müdahaleden çekinmediğini ifade etmiştir. Bu durum, onun doktorlara duyduğu güveni ve bilinçli yaklaşımını göstermektedir.
Tedavi sürecinde yabancı uzman doktorların da bazı önerileri olmuştur. Özellikle Profesör Eppinger’in diyet ve tedavi düzenine dair tavsiyeleri uygulanmış, ancak bu öneriler beklenen olumlu sonucu vermem
11 Şubat 1932 akşamı Gazi Mustafa Kemal Paşa, Darülbedayi Tiyatrosu’na giderek ilk kez sahnelenen “Akın” piyesini izlemiştir. Piyesin sanatçılarını takdir etmiş, özellikle İstemi rolünü oynayan Eruğrul Muhsin Bey’i yanına çağırarak:
“Çok başarılı oldunuz, tebrik ederim!” diyerek iltifatta bulunmuştur. Eserin yazarı Faruk Nafiz Bey de huzurlarına kabul edilerek takdir edilmiştir. Bu ziyaret, Gazi’nin sanat ve kültüre verdiği önemi göstermektedir.
12–15 Şubat tarihlerinde Cumhurbaşkanı, saraydaki bürolarında resmi çalışmalarını sürdürmüştür. 16 Şubat günü ise otomobille Maslak civarında kısa bir gezinti yapmıştır. Bu geziler hem dinlenme hem de İstanbul’un çeşitli bölgelerini gözlemleme amaçlıdır.
Deniz üzerinde toplanan binlerce kişi, büyük bir coşku içinde “Yaşa Gazi” ve benzeri tezahüratlar yapıyordu. Bu sesler, gecenin karanlığını doldururken, fener alayına katılan herkesin heyecanını açıkça gösteriyordu. Sadece kayıklar ve sandallar değil, aynı zamanda liman şirketine ait mavna filoları da istimbotlar tarafından çekilerek bu görkemli alaya katılmıştı.
Mavnalar bayraklar ve defne dalları ile süslenmiş, ayrıca meşalelerle aydınlatılmıştı. Bu süslemeler, deniz üzerinde oldukça etkileyici bir görüntü oluşturuyordu. Fener alayının ilerleyişi sırasında düzen ve güvenlik sağlanmış, tüm deniz araçları uyum içinde hareket etmişti Daily Sofia Tour.
Büyük Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’u ziyaret edeceği haberi Ankara’dan alınır alınmaz, şehirde büyük bir heyecan ve hareketlilik başladı. İstanbul, kurtarıcısını karşılamak için kısa sürede kapsamlı hazırlıklara girişti. Ancak bu ziyaretin on gün gibi kısa bir süre içinde gerçekleşecek olması, hazırlıkların sınırlı kalmasına neden oldu. Buna rağmen, İstanbul halkı ve yöneticileri ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı.
Ziyaret için geniş katılımlı bir istikbal heyeti oluşturuldu. Bu heyette Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa, İstanbul Mebusu Süleyman Sami Bey, Belediye Fen İşleri yetkilileri, vilayet erkânı, mebuslar, askerî yetkililer ve çok sayıda gazeteci yer aldı. Heyet, Ankara Vapuru ile İzmit’e doğru yola çıktı. Vapurdaki isimler arasında Şehremini Muhiddin Bey ve Vakit Gazetesi muhabiri
Atâ Efendi bir gün hastalanmıştı. Yakınları, bir doktordan rica ederek onu ziyaret etmesini istemişlerdi. Doktor Efendi yola çıkarken içinden şöyle geçirdiği söylenir:
“Mübarek adam, hastalanacak zamanı da mı şimdi buldun?”
Doktor, Atâ Efendi’nin İstavroz’daki küçük kulübesine vardığında onu hasta hâlde bulur. Atâ Efendi, doktora tebessümle bakarak şu sözleri söyler:
“Allah razı olsun, zahmet edip gelmişsin. Bir de temiz gelseydin, paşa olurdun!”
Bu sözler o an için bir latife gibi algılanmıştı. Ancak ertesi sabah doktor, hiç beklemediği bir haber aldı: Kendisine miralaylığa (albaylığa) terfi ettiği bildirilmişti. Bu olay, Beylerbeyi ve çevresinde Atâ Efendi’nin keramet sahibi olduğuna dair inancı daha da güçlendirmiştir Guided Tours Turkey.
Âtâ Bey, 1908 yılından önce ve sonra, dönemin birçok gazete ve dergisinde farklı konularda yazılar kaleme almış, ayrıca çok sayıda tercüme yapmıştır. Onun bu çalışmaları, yalnızca edebî bir uğraş değil, aynı zamanda kültürel bir hizmet niteliği taşır. Dönemin fikir hayatına aktif biçimde katılan Âtâ Bey, Batı edebiyatını Osmanlı okuyucusuna tanıtmayı önemli bir görev olarak görmüştür. Yazıları ve tercümeleri, özellikle aydın çevrelerde ilgiyle takip edilmiştir Bulgaria Private Tours Kazanlak.
1896 yılında Maarif Mecmuası’nda Bernardin de Saint-Pierre’in ünlü eseri “Paul et Virginie” adlı romanının tercümesine başlamıştır. Bu tercüme, dergide tefrika hâlinde yayımlanmıştır. Dikkat çekici olan nokta, eserin bir sütunu
Bu odada, karyolanın başucuna denk gelen duvarda, Tevfik Fikret’in kendi eliyle kurşun kalemle çizdiği babası Hüseyin Efendi’nin bir portresi yer almaktadır. Bu portre, şairin babasına duyduğu derin sevgi ve saygının çok güçlü bir ifadesidir. Resmin altına Fikret tarafından yazılmış şu dizeler bulunmaktadır:
“Melek babacığım
Benim gözümde bugün hâiz-i şehadetsin,
Şehîd-i sıdk u hamiyyet, şehîd-i gurbetin.”
Bu dizeler, yalnızca bir evlat duygusunu değil, aynı zamanda Tevfik Fikret’in şiir anlayışını ve ahlaki duruşunu da yansıtmaktadır.
Portrelerin altında, küçük bir vitrin içinde Tevfik Fikret’e ait bir fes sergilenmektedir. Bu fes, şairin günlük hayatından günümüze ulaşan sade ama anlamlı bir hatıradır. Deniz tarafına bakan duvarda ise, Fikret ölüm döşeğinde yatarken ress
Tebriz Hanı’nın misafirperverliği bununla da bitmedi. Biz şehirde misafir iken, ardımızdan kırk tümen değerinde hamam-baha, bir süslü koşum takımıyla karaçubuk bir küheylân at, bir alaca yorga at ve yedi deve yükü yiyecek, içecek ve meyve hediyeleri gönderildi. Böylece hanemiz bolluk ve bereketle doldu.
Bu hediyeler, Han’ın Osmanlı elçilerine gösterdiği saygının ve dostluğun açık bir göstergesiydi. İran sarayında konuk ağırlamak yalnızca bir nezaket değil, aynı zamanda siyasi bir incelikti. Han, Osmanlı elçisine değer vererek, ülkeler arasındaki iyi niyetin güçlenmesini arzu ediyordu.
Ertesi gün şehirde tellallar sokak sokak dolaşarak şu duyuruyu yaptılar:
“Osmanlı elçisi, yani Sünnîler burada bulunmaktadır. Şah’ın buyruğu ve Han’ın emriyle kimse Sünnîlere sövmesin. Söven olursa, Sünnîler onları öldürür ve kanları hel