Atatürk’ün Tahnit İşlemi
Atatürk’ün vefatının ardından, cenaze işlemleri büyük bir titizlikle yürütülmüştür. Vefat günü Dolmabahçe Sarayı’na telefon ile davet edilen Gülhâne Askeri Tıp […]
Atatürk’ün vefatının ardından, cenaze işlemleri büyük bir titizlikle yürütülmüştür. Vefat günü Dolmabahçe Sarayı’na telefon ile davet edilen Gülhâne Askeri Tıp […]
17 Kasım 1938’de gazeteler, Atatürk’ün kaybının yarattığı derin matem ve milletin duygularını yansıtan çok sayıda yazı yayımladı. A. C. Yeni Sabah “Sevgili Atamızı kaybettik” diyerek liderin kaybının yarattığı boşluğu ifade etti. Afacan Yeni Sabah, Atatürk’ün en büyük eserini ve mirasını hatırlattı. Nurullah Ataç Haber gazetesi, “Atatürk yaralan adaın” diyerek halkın duygusal tepkilerini aktardı.
Muhiddin Birgün Son Posta “Ulu Başbuğumuzu kaybettik” ifadesiyle toplumun ortak yasını dile getirdi. Çocuk Duygusu gazetesi, bayrakların ileriye taşınması çağrısı yaptı. Sadri Ertem Kurun “En beliğ mersiye gözyaşlarımızdır” derken, B. Felek Tan halkın kucağında duyulan matemden söz etti. Hakkı Süha Gezgin Kurun, Atatürk’ün dünyaya bakışını ve toplum üzerindeki etkisini yazdı.
H. F. Akşam gazetesi tabutun önünde halkın hüzün dolu duruşunu anlattı. Halk Filozofu –
Sanki ölüm Atatürk’e kıyamıyor, sanki ondan çekiniyordu. Hastalığının ilerleyişi sırasında kalbi ve böbrekleri uzun süre doğal işlevlerini korudu. Bu durum, onun güçlü bünyesini ve direncini gösteriyordu. Doktorlar da bu dayanıklılığın sebebini çoğu zaman bu organların sağlıklı kalmasına bağlıyordu. Hatta bir gün kendisi, “Beni kalbim kurtarıyor,” diyerek bu durumu açıkça ifade etmişti. Bu söz, hem hastalığın ciddiyetini bildiğini hem de metanetini koruduğunu gösteriyordu.
Bir süre sonra karnında toplanan sıvı oldukça arttı ve ağır bir hal aldı. Bu nedenle üçüncü kez ponksiyon yapılması zorunlu oldu. Doktorlar hemen çağrıldı. Kendisi, oldukça sabırlı ve vakur bir şekilde suyun vakit kaybetmeden alınmasını istedi. Zaman zaman müdahalenin gecikmesine kızdığı da oluyordu. Bu durum, hem acısını bastırmaya çalıştığı
1 Temmuz 1933’te Gazi Mustafa Kemal Paşa, Darülfünun’u ziyaret ederek öğrencilerin imtihanlarını izlemiş ve talebelerle sohbet etmiştir. Gençlerle yakın ilişkiler kurması, onların motivasyonunu artırmış ve öğretim hayatına olan ilgiyi güçlendirmiştir. İstanbul gazeteleri, Gazi’nin Türk gençleriyle kurduğu bu sıcak temasın önemini uzun haberlerle okuyuculara aktarmıştır.
3–5 Temmuz tarihleri arasında Gazi, saraydaki dairelerinde resmi işlerini sürdürmüş ve Yalova’ya kısa bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaretler, hem çalışma hem de dinlenme amaçlı olmuştur.
6 Temmuz akşamı, motörle Büyükdere yönünde bir deniz gezisi yapmıştır. 7 Temmuz’da ise motörle Boğaziçi boyunca kısa bir gezinti gerçekl
8 Temmuz 1927 tarihinde Gazi, Çırçır Suyu civarına bir gezi yapmış, dönüşte Tarabya’da bulunan Tokatlıyan Oteli’nde Tarabya halkının saygı ziyaretini kabul etmiştir. Bu ziyaret sırasında halk, büyük bir ilgi ve sevgi gösterisinde bulunmuştur. Aynı gün Dolmabahçe Sarayı’na gidilerek özel hatıra defterini imzalayan birçok önemli kişi olmuştur. Bu isimler arasında Keçecizade İzzet Fuad Paşa, Niğde Mebusu Bekir Bey, eski Umum Mekâtib-i Askeriye Nazırı Ali Rıza Bey, Madenci Mehmet Arif Bey, emekli Miralay Naci Bey, Hüsrev Sami, İzkeçeli Arif Bey, Halil Halid Bey, Şark Demiryolları Şirketi sahibi Hasan Fehmi Bey ve eski Harbiye Nezareti Müsteşarı Ferik Fuad Paşa yer almıştır.
9 Temmuz 1927 tarihinde Kolordu, Vilayet, Şehremaneti ve Şehitlik ziya
İstanbul Mebusu Muhtar Bey, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda yaptığı konuşmada, İstanbul halkının duyduğu derin sevgi ve bağlılığı dile getirdi. Konuşmasına “Büyük müncimiz, sevgili Reisicumhurumuz” sözleriyle başlayan Muhtar Bey, İstanbul halkının kurtarıcısına karşı büyük bir minnet, saygı ve özlem içinde olduğunu ifade etti. Gazi Hazretlerinin bu güzel şehri teşrif etmelerinin, İstanbul halkı için büyük bir mutluluk ve onur kaynağı olduğunu belirtti. Sözlerini, en derin şükran ve hürmet duygularıyla selamlayarak tamamladı.
Muhtar Bey’in konuşmasının ardından Gazi Mustafa Kemal Paşa, kendisine ve heyetin diğer üyelerine teşekkür etti. Daha sonra istasyona doğru yürümeye başladı. Bu sırada kasabanın her tarafından yeni bir alkış fırtınası koptu. Halk coşkuyla ellerini sallıyor, bayraklar uzatılıyor, izci gençler ve oku
Bedros Atamyan, kendi kendini yetiştiren, yani otodidakt bir aktördü. Sanat hayatının en yoğun on yılı 1869-1879 arasında geçti. Bu dönemde henüz şöhretinin ilk basamaklarındayken, mütevazı şartlar altında Akdeniz ve Avrupa seyahatleri yapma fırsatı buldu. Bu geziler sırasında farklı tiyatro kültürlerini gözlemledi ve sahne deneyimini geliştirdi.
Yazar Ado Talassö, Atamyan’ın yeteneğini çağdaş Fransız komedi yıldızları ve özellikle Mounet Sully ile eşdeğer kabul eder. Atamyan’ın sahneye yaklaşımı, sıradan bir oyuncudan çok farklıydı. Talassö şöyle anlatır:
“Rolünü oynamadan önce Atamyan, eserdeki olayların geçtiği yerlere gider, oraları gözlemler. Hayalinde o vakaların cereyan ettiği zamana götürür kendini ve o olayların içinde yaşar. Bu hayat ve duyguyla döndükten sonra sahnede rolünü oynardı. Örneğin Venedik ve Kıbrıs’ta Otello, Verona’da Romeo, Elsenor’da Hamlet gibi kara
Atâ Bey’in babası, padişaha saygı ve tevazu ile hitap etmiş, Sultan Mahmud da bu nezaket karşısında memnuniyetini dile getirmiştir. Rivayete göre, babası kaldırımda durarak padişaha:
“Rabbim, size uzun ömür ve esenlik ihsan etsin. Hizmetkârlarınızın başarılarını artırıp sizi onurlandırsın”
şeklinde dua ve minnettarlığını ifade etmiştir. Sultan Mahmud, babasının bu halini görüp:
“İmam Abdülkerim Efendi, çocuklarınızın saraya alınmasını önerdi; onları Enderun’a kabul edelim”
demiştir. Babası ise:
“Rabbim, size sonsuz ömür ve sağlık versin, çocuklarınız emin ellerde olacaktır”
diye cevap vermiştir. Bu karşılaşma, Atâ Bey’in ve kardeşinin Enderun’a girişine vesile olmuştur. O gün Atâ Bey, doksan dört yaşında olmasına rağmen gençler gibi heyecanlı ve mutluydu; bu iltifat ve şeref, onu büyük bir sevinç ve ha
Kel Hasan, döneminin eğlence hayatında tanınmış musiki topluluklarından birinin başında yer almıştır. Özellikle tulûat tiyatrolarında, oyun başlamadan önce ve perde
Tebriz Kalesi tamamen dolmuş, cephaneler, mühimmat ve kırk bin asker ile şehir güvenlik altına alınmıştı. Ancak Allah’ın takdiriyle, Özdemiroğlu Osman Paşa’ya bu kalede ilk cuma namazını kılmak nasip olmadı. O akşam, namazını kıldıktan sonra Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Bu acı haber, ordu arasında büyük üzüntü yarattı. Osmanlı askerleri hemen Cağaloğlu Sinan Paşa’yı başkomutan olarak seçtiler. Tebriz Kalesi’nin anahtarlarıyla birlikte Osman Paşa’nın ölüm haberi İstanbul’a, yani Devlet Kapısı’na gönderildi.
Sultan III. Murad, bu haberi alır almaz, Şam ve Trablus Veziri Hadım Cafer Paşa’yı aceleyle Tebriz’e gönderdi. Paşa kısa sürede gelip Tebriz valiliğini ve başkomutanlığı üstlendi. Adaletli ve kararlı yönetimiyle halkın sevgisini kazandı.
Hadım Cafer Paşa zamanında Tebriz öyle imar edildi ki, Su