G45

G11, G24, G35, G45

Kutu Sardalyası Nasıl Hazırlanır?

Ateş balığı, yani sardalya, uzun yıllardır hem taze hem de konserve olarak tüketilen en sevilen balıklardan biridir. Özellikle bol avlandığı dönemlerde, balıkçılar tuttukları sağlam ve taze balıkları vakit kaybetmeden konserve fabrikalarına ulaştırırlardı. Çünkü kaliteli bir kutu sardalyası elde etmenin en önemli şartı, balığın mümkün olduğu kadar taze işlenmesidir.

Fabrikaya getirilen balıklar önce dikkatle seçilir. Ezilmiş, bozulmuş veya zarar görmüş olanlar ayrılır. Daha sonra işçiler, keskin bıçaklar yardımıyla balıkların başlarını keser ve iç organlarını temizler. Bu işlemin ardından balıklar ya salamura suya ya da iri taneli tuza yatırılır. Tuzlama işlemi hem balığın dayanıklılığını artırır hem de kendine özgü lezzetini kazanmasını sağlar.

Belirli bir süre salamurada veya tuz içinde bekletil

G12, G23, G31, G45

17 Kasım 1938 Halkın Matem ve Duyguları

17 Kasım 1938’de gazeteler, Atatürk’ün kaybının yarattığı derin matem ve milletin duygularını yansıtan çok sayıda yazı yayımladı. A. C. Yeni Sabah “Sevgili Atamızı kaybettik” diyerek liderin kaybının yarattığı boşluğu ifade etti. Afacan Yeni Sabah, Atatürk’ün en büyük eserini ve mirasını hatırlattı. Nurullah Ataç Haber gazetesi, “Atatürk yaralan adaın” diyerek halkın duygusal tepkilerini aktardı.

Muhiddin Birgün Son Posta “Ulu Başbuğumuzu kaybettik” ifadesiyle toplumun ortak yasını dile getirdi. Çocuk Duygusu gazetesi, bayrakların ileriye taşınması çağrısı yaptı. Sadri Ertem Kurun “En beliğ mersiye gözyaşlarımızdır” derken, B. Felek Tan halkın kucağında duyulan matemden söz etti. Hakkı Süha Gezgin Kurun, Atatürk’ün dünyaya bakışını ve toplum üzerindeki etkisini yazdı.

H. F. Akşam gazetesi tabutun önünde halkın hüzün dolu duruşunu anlattı. Halk Filozofu &#8211

G11, G22, G33, G45

Nöbet Günlerinde Bakım ve Beslenme

Hastalığın ağırlaştığı bu günlerde Atatürk’e büyük bir dikkat ve özenle bakılıyordu. Zaman zaman bilinci zayıfladığı için kendisine kaşıkla su veriliyor, su soğutulduktan sonra yavaşça içmesi sağlanıyordu. Gözlerini çok seyrek açıyor, çevresine kısa süreli bakıyor ve tekrar dalgın bir hâle giriyordu. Son günlere doğru kendisine “Su ister misiniz?” diye sorulduğunda çoğu zaman başıyla işaret ederek ya da çok kısa cevaplar vererek karşılık veriyordu. Bu durum, bilincinin zaman zaman açılıp kapandığını ve hastalığın ağır seyrini açıkça göstermekteydi.

Bu nöbet hâli yaklaşık üç gün boyunca devam etti. Sabah erken saatlerde doktorlar ve yakın çevresi büyük bir salonda bekliyor, her gelişmeyi dikkatle takip ediyordu. Bir sabah, görevlilerden biri gelerek Atatürk’ün gözlerini açtığını ve oturmak istediğini bildirdi. Bunun üzerine telaşa yol açmamak için gerekli işlemlerin doktor

G13, G23, G32, G45

1 Temmuz 1933 – Darülfünun Ziyareti ve Gençlerle Buluşma

1 Temmuz 1933’te Gazi Mustafa Kemal Paşa, Darülfünun’u ziyaret ederek öğrencilerin imtihanlarını izlemiş ve talebelerle sohbet etmiştir. Gençlerle yakın ilişkiler kurması, onların motivasyonunu artırmış ve öğretim hayatına olan ilgiyi güçlendirmiştir. İstanbul gazeteleri, Gazi’nin Türk gençleriyle kurduğu bu sıcak temasın önemini uzun haberlerle okuyuculara aktarmıştır.

3–5 Temmuz 1933 – Büro Çalışmaları ve Yalova Ziyareti

3–5 Temmuz tarihleri arasında Gazi, saraydaki dairelerinde resmi işlerini sürdürmüş ve Yalova’ya kısa bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaretler, hem çalışma hem de dinlenme amaçlı olmuştur.

6–9 Temmuz 1933 – Boğaziçi ve Büyükçekmece Gezileri

6 Temmuz akşamı, motörle Büyükdere yönünde bir deniz gezisi yapmıştır. 7 Temmuz’da ise motörle Boğaziçi boyunca kısa bir gezinti gerçekl

G11, G25, G33, G45

Temmuz ve Ağustos 1927’de Saraydaki Faaliyetler ve Ziyaretler

30 Temmuz 1927 tarihinde Cumhurbaşkanı bütün gününü sarayda yoğun çalışmalarla geçirmiştir. Devlet işleriyle yakından ilgilenmiş, çeşitli yazışmalar ve görüşmeler yapmıştır. Akşam saatlerinde ise dinlenmek amacıyla Ankara adlı motorla denize açılmış ve Moda’ya kadar kısa bir deniz gezisi gerçekleştirmiştir. Bu gezinin, günün yoğunluğunun ardından bir tenezzüh (dinlenme gezisi) niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Aynı gün, Gazi’nin Trakya seyahati sırasında Çorlu ve Tekirdağ’a da uğramasını rica etmek üzere İstanbul’a gelen karma bir heyet saraya gitmiş ve dolaylı yoldan saygı ve arzularını iletmiştir.

31 Temmuz 1927 günü de Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalar devam etmiştir. Afyonkarahisar Mebusu Rüşen Eşref Bey saraya gelerek Cumhurbaşkanına saygılarını sunmuş ve çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunmuştur. Bu ziyaret, dönemin siyasal ve idari temaslarının sürdü

G14, G22, G31, G45

Ataerkîn (Zeki Arif) – Hayatı ve Musiki Dünyasına Katkıları

Ataerkîn, asıl adıyla Zeki Arif, 1896 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Musikiyle iç içe bir ailede büyüyen Ataerkîn, meşhur musikişinas Hacı Ârif Bey’in oğlu olarak müzikle tanıştı. Çocukluğundan itibaren çevresinin hayranlığını toplayacak şekilde müziğe ilgi gösterdi ve bu dönemde babasından kanun dersleri de alarak temel müzik bilgisini geliştirdi.

Musiki Eğitiminde Ustaları

Zeki Arif Bey, daha sonra döneminin önde gelen musiki üstadlarından Hacı Kirârûl Efendi’ye intisap ederek müzik bilgisini ilerletti. Bu sayede klasik Türk musikisinin usul ve makamlarını derinlemesine öğrenme fırsatı buldu. Okuma sanatında üstün bir yeteneğe sahip olan Ataerkîn, bu kabiliyetini bestekârlık alanında değerlendirdi ve kendi özgün eserlerini üretmeye başladı.

Bestekârlık Hayatı ve Eserleri

Ataerkîn’in bestekârlık hayat

G11, G22, G31, G45

Atâ Bey’in Malatya ve Anadolu Seyahati

Atâ Bey, 1839-1840 yıllarında Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görev ve denetim çalışmalarında bulundu. Beş günde Malatya’ya giderek burada Hafız Paşa ile görüştü. Ardından Darende, Sivas, Tokat, Turhal, Amasya, Merzifon ve Ümit üzerinden yedi günde Üsküdar’a geri döndü. Yolculuk sırasında gördüklerini ve gözlemlerini günlük tarzında yazdı. Bu yazıları, tebyiz ederek (temize çekerek) Serasker Paşa’ya sundu.

1840 yılında (H. 1258) gösterdiği gayret ve hizmetlerinden ötürü mücevherli bir kıta Hamse nişanı ile ödüllendirildi. Bu, Atâ Bey’in hem devlet hizmetindeki titizliğini hem de askeri ve idari başarısını gösteren önemli bir takdirdir Private Balkan Tours.

Nizib Muharebesi ve Mısır Casusları

1839’da Atâ Bey, Tayyar Paşa maiyetine memur edildi ve Nizib Muhare

G15, G24, G33, G45

Aşiyan İdadisinin İlk Binası ve Kuruluşu

Aşiyan İdadisinin öğretime başladığı ilk bina, günümüzde Millî Türk Talebe Birliğinin bulunduğu yerde, yani geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Merkezinin yer aldığı eski Divan-ı Muhasebat Dairesinin yanındaki sokakta bulunuyordu. Bu bina, Keçecizâde Rıfuat Bey’in konağının tam karşısında yer almaktaydı. Söz konusu binada, dönemin değerli eğitimcilerinden Ahmed Edip tarafından kurulmuş olan “Biçki Yurdu” adlı bir eğitim kurumu faaliyet gösteriyordu.

Ahmed Edip, okul açmak için yer bulamayan arkadaşlarına bu binayı kiralamış ve bu sayede Aşiyan İdadisi öğretime başlayabilmiştir. Okulun ilk müdürlüğüne de Ahmed Edip getirilmiş, ancak bir süre sonra bu görevi kuruculardan Mustafa Namık Bey üstlenmiştir. Aşiyan İdadisinin ilk öğrencileri altmış kişiden oluşmaktaydı. Bu öğrencilerin on beşi yatılı, geri kalanları ise gündüzlüydü

Scroll to Top