G33

G15, G23, G33, G44

Ateş Balığı (Sardalya) Avcılığı ve İstanbul Sardalyasının Ünü

İstanbul Sardalyasının Dünyaca Bilinen Lezzeti

Ateş balığı, yani sardalya, yüzyıllar boyunca İstanbul’un en değerli balıkları arasında yer almıştır. Her ne kadar Çanakkale Boğazı ve Akdeniz’de yakalanan sardalyalar daha iri olsa da, balıkçılar ve balık uzmanları İstanbul sularında avlanan sardalyaların lezzet bakımından çok daha üstün olduğunu kabul ederlerdi.

İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nde tutulan ateş balıkları genellikle 10 ile 15 santimetre arasında değişen bir boya sahipti. Boyları küçük olmasına rağmen etleri daha yağlı, daha yumuşak ve daha aromatikti. Bu nedenle İstanbul sardalyası yalnızca Osmanlı döneminde değil, sonraki yıllarda da büyük ün kazanmıştır City Tour Istanbul.

G12, G21, G33, G43

1955–1956 Yenileme Çalışmaları ve Müzeye Katkılar

1959 yılı Ağustos ayında, İstanbul Belediye Müzeleri’nin değerli müdürü Edhem Sezin, İstanbul Ansiklopedisi’ne bazı önemli bilgiler vermiştir. Buna göre, 1955 yılında müze olarak kullanılan ahşap bina tamir gerektirmekteydi. Binanın iç ve dış duvarları yağlı boya ile boyanmış ve toplam maliyeti 5.700 lira olmuştur. Bu tamirat sırasında eski sobalar kaldırılmış, yerine kalorifer sistemi eklenmiş ve 852 liraya tamir edilmiştir. Böylece 1955-1956 kışında müze, kaloriferle ısıtılabilir hâle gelmiştir.

Ressam İbrahim Çallı’nın Tablosu

Müzenin önemli eserlerinden biri, ressam İbrahim Çallı’ya ait 1927 tarihli “Trikopisli Gaziye Kılıcını Teslimi” adlı büyük tablodur. Bu tablo, o dönemde Emlâk-ı Milliye tarafından korunmaktaydı. 1955 yılında, müze için bedelsiz olarak buraya devredilmiştir. Tablonun müzeye kazandırılması, ziyaretçilerin Atatürk’ün hay

G14, G21, G33, G42

21 Kasım 1938 Ankara’da Matem Günü

21 Kasım 1938, Türk milleti için derin bir matem günüydü. Gazetelerde Atatürk’ün kaybı üzerine çok sayıda yazı yayımlandı. Nurullah Ataç Haber gazetesi “Matem günü” başlığıyla o günün önemini aktardı. Sezai Atillâ Tan, Atatürk’ün son hizmetlerini ve ülkeye bıraktığı mirası yazdı. Muhiddin Birgün Son Posta, tabutun önündeki halkın duygularını anlattı.

Abidin Daver Cumhuriyet, “Sen ölmedin” diyerek liderin fikirlerinin ve eserlerinin yaşadığını vurguladı. F. Demircili Cumhuriyet, Altı Meş’alc başlığıyla Atatürk’ün ışığını ve rehberliğini simgeledi. Sadri Ertem Kurun, resimlere bakarken duyulan hüznü ifade etti. Hakkı Süha Gezgin Kurun, halkın kısa bir an için sessizce yas tutmasını yazdı.

Halk Filozofu Son Telgraf, “Atatürk Ankara’nın kucağında” diyerek cenazenin törenini ve halkın saygısını aktardı. Yunus Nadi Cumhuriyet, Peyami Safa Cumhuriyet, Recai Sanay S

G11, G22, G33, G45

Nöbet Günlerinde Bakım ve Beslenme

Hastalığın ağırlaştığı bu günlerde Atatürk’e büyük bir dikkat ve özenle bakılıyordu. Zaman zaman bilinci zayıfladığı için kendisine kaşıkla su veriliyor, su soğutulduktan sonra yavaşça içmesi sağlanıyordu. Gözlerini çok seyrek açıyor, çevresine kısa süreli bakıyor ve tekrar dalgın bir hâle giriyordu. Son günlere doğru kendisine “Su ister misiniz?” diye sorulduğunda çoğu zaman başıyla işaret ederek ya da çok kısa cevaplar vererek karşılık veriyordu. Bu durum, bilincinin zaman zaman açılıp kapandığını ve hastalığın ağır seyrini açıkça göstermekteydi.

Bu nöbet hâli yaklaşık üç gün boyunca devam etti. Sabah erken saatlerde doktorlar ve yakın çevresi büyük bir salonda bekliyor, her gelişmeyi dikkatle takip ediyordu. Bir sabah, görevlilerden biri gelerek Atatürk’ün gözlerini açtığını ve oturmak istediğini bildirdi. Bunun üzerine telaşa yol açmamak için gerekli işlemlerin doktor

G12, G24, G33, G42

23 Eylül 1932 – Tokatlıyan Oteli’nde Öğle Yemeği

23 Eylül 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, saat 11.30’da Tokatlıyan Oteli’ni ziyaret etmiş ve öğle yemeğini burada yemiştir. Bu ziyaret, İstanbul’daki sosyal ve resmi temaslarının bir parçasıdır.

26 Eylül 1932 – Dil Kurultayı

26 Eylül’de Cumhurbaşkanı, Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Dil Kurultayı’na şeref vermiş ve toplantıların sonuna kadar müzakereleri takip etmiştir. Bu davranış, Gazi’nin Türk dili ve kültürüne verdiği önemi göstermektedir.

6–7 Teşrinievvel 1932 – Boğaziçi ve Yalova Gezileri

6 Teşrinievvel akşamı, Gazi otomobille Büyükdere yönünde kısa bir gezinti yapmıştır. 7 Teşrinievvel günü ise Yalova’ya gidip dönmüştür. Gazeteler, Gazi’nin yakın bir zamanda Ankara’ya dönmesini beklediklerini yazmışlardır.

9–10 Teşrinievvel 1932 – İstanbul Gezileri ve Ş

G11, G25, G33, G45

Temmuz ve Ağustos 1927’de Saraydaki Faaliyetler ve Ziyaretler

30 Temmuz 1927 tarihinde Cumhurbaşkanı bütün gününü sarayda yoğun çalışmalarla geçirmiştir. Devlet işleriyle yakından ilgilenmiş, çeşitli yazışmalar ve görüşmeler yapmıştır. Akşam saatlerinde ise dinlenmek amacıyla Ankara adlı motorla denize açılmış ve Moda’ya kadar kısa bir deniz gezisi gerçekleştirmiştir. Bu gezinin, günün yoğunluğunun ardından bir tenezzüh (dinlenme gezisi) niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Aynı gün, Gazi’nin Trakya seyahati sırasında Çorlu ve Tekirdağ’a da uğramasını rica etmek üzere İstanbul’a gelen karma bir heyet saraya gitmiş ve dolaylı yoldan saygı ve arzularını iletmiştir.

31 Temmuz 1927 günü de Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalar devam etmiştir. Afyonkarahisar Mebusu Rüşen Eşref Bey saraya gelerek Cumhurbaşkanına saygılarını sunmuş ve çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunmuştur. Bu ziyaret, dönemin siyasal ve idari temaslarının sürdü

G12, G25, G33, G44

Küçük Atamyan’ın İlk Sahne Deneyimi

Küçük Bedros Atamyan, sahneye çıktığında söylediği birkaç kelimeyle tiyatro izleyicilerinin dikkatini bir anda üzerine çekmiştir. O an kuliste bulunan Hassa Mimarı Hagop Bey Balyan, onu tebrik ederek, “YasTüm, himâyemi kabul etmeni rica ederim. Sende istikbalin büyük bir aktörünü görüyorum!” demiştir. 1863 yılında gerçekleşen bu olay, Atamyan’ın sahneye olan ilgisini ve yeteneğini pekiştirmiştir.

Atamyan, mesleki eğitim ve sahne terbiyesi için çeşitli ustalardan ders almayı denemiş, ancak kişisel gayreti ve tutkusu sayesinde başarıya ulaşabileceğini fark etmiştir. Bir süre Ekgiyan’ın yönetiminde staj yapmış ve geçim için küçük tiyatro kumpanyalarında sahneye çıkmıştır. 1869 yılında Güllüye Tiyatrosu’na katılmış, birkaç ay sonra Fasulyeciyan ile turneye çıkarak Nahcivan’a gitmiştir. İki ay sonra İstanbul’dan gelen bir mektupla ailesinin evinin yandığını öğrenince aceleyle vatanına

G12, G24, G33, G44

Atâ Bey’in Saraydan Çıkışı ve Anadolu Seyahati

1249 Ramazan’ında (1838) Tayyar Efendi vefat etti. Ev halkı, bazı yaşlılar ve çalışanlarla birlikte yaklaşık yirmi kişi, Ala Bey’in eline kalmıştı. Atâ Bey ise 1250 Saferinde (1834), Hazine Kethüdası Bekir Efendi’den ruhsat tezkeresini alarak saraydan ayrıldı. Üsküdar’da akrabalarından birinin evinde misafir olarak kalmaya başladı ve ailesini geçindirecek iş aramaya koyuldu.

O dönemde Tophane Müşîri Ali Rıza Efendi, Atâ Bey’e ilgi göstermişti. Ancak Ali Rıza Efendi, Ayasofya Camiinde uğradığı esrarengiz bir cinayet sonucu hayatını kaybetti. Bu vesileyle Atâ Bey, Koca Yusuf Paşa’nın biraderzâdesi Sadreddin Bey’in dostluğunu kazanarak iltizam işlerinde çalıştı. Bu görev nedeniyle Anadolu’nun birçok kasaba ve köyünü gezdi: Amasya, Harput, Malatya, Sivas, Maraş, Tokat, Ankara, Çankırı, Tosya, Osmancık, Çorum, Sinop, Ereğli, Şile, Amasra, Bafra, Samsun, Merzifon, Lâdik, İskilip, Sungurlu, Sandıkl

G15, G24, G33, G45

Aşiyan İdadisinin İlk Binası ve Kuruluşu

Aşiyan İdadisinin öğretime başladığı ilk bina, günümüzde Millî Türk Talebe Birliğinin bulunduğu yerde, yani geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Merkezinin yer aldığı eski Divan-ı Muhasebat Dairesinin yanındaki sokakta bulunuyordu. Bu bina, Keçecizâde Rıfuat Bey’in konağının tam karşısında yer almaktaydı. Söz konusu binada, dönemin değerli eğitimcilerinden Ahmed Edip tarafından kurulmuş olan “Biçki Yurdu” adlı bir eğitim kurumu faaliyet gösteriyordu.

Ahmed Edip, okul açmak için yer bulamayan arkadaşlarına bu binayı kiralamış ve bu sayede Aşiyan İdadisi öğretime başlayabilmiştir. Okulun ilk müdürlüğüne de Ahmed Edip getirilmiş, ancak bir süre sonra bu görevi kuruculardan Mustafa Namık Bey üstlenmiştir. Aşiyan İdadisinin ilk öğrencileri altmış kişiden oluşmaktaydı. Bu öğrencilerin on beşi yatılı, geri kalanları ise gündüzlüydü

Scroll to Top