G25

G11, G25, G32, G41

10 Kasım 1938 Büyük Kaybın İlk Günü

10 Kasım 1938’de Türkiye, eşi benzeri olmayan bir liderini kaybetti. Gazetelerde Atatürk’ün ölümü üzerine birçok yazı yayımlandı. Nurullah Ataç Resimli Hafta gazetesinde “Atatürk Tanrılaşan Lider” başlığıyla liderin büyüklüğünü anlattı. İzzet Ulvi Aykut Son Telgraf “İki gidiş arasındaki fark” diyerek Atatürk’ün hayatının ve kaybının önemini vurguladı.

Ethem İzzet Benice Son Telgraf, halkı “Ağlamayınız; iftihar ediniz” sözleriyle teselli etmeye çalıştı. Muhiddin Birgün Son Posta “Gözyaşı” başlığıyla toplumun acısını dile getirdi. Abidin Daver Cumhuriyet, Atatürk’ün ölümünü haber vererek milletin yasını aktardı. Ali Rıza Eroin Son Telgraf ve Celâl Ergun Modern Türkiye, Atatürk’ün kaybının genç kuşak üzerindeki etkilerini yazdı.

Sadri Ertem Kurun “20 yaşındaki Mustafa Kemaller” diyerek gençlerin liderlerinden aldığı ilhamı vurguladı. Hakkı Süha Ge

G15, G25, G31, G43

Tedavi Sürecinin Zor Günleri

Profesör, günlerce devam eden tedavinin en önemli safhalarını anlatırken zaman zaman hafızasını yoklar gibi duraklıyor ve yaşananları dikkatle hatırlamaya çalışıyordu. Anlattığı hatıralar, Atatürk’ün hastalığının ne kadar ağır bir süreç olduğunu açıkça göstermektedir. Bir gün, Atatürk’ün geceyi şiddetli nöbetler ve sıkıntılar içinde geçirdiği belirtilmiştir. Doktorlar ertesi gün kendisini ziyaret ettiklerinde Atatürk, yaşadığı durumu şu sözlerle ifade etmiştir: “Ben dün gece bambaşka bir insan olmuştum, sanki değişmiştim. Bu neydi? Ne tuhaf… Asıl dün gece hastaydım.” Bu sözler, onun hastalığın etkilerini bilinçli bir şekilde fark ettiğini ve yaşadığı değişimleri dikkatle gözlemlediğini göstermektedir.

Güçlü Bir Liderin Hastalık Karşısındaki Metaneti

Bir zamanlar savaş meydanlarında ordusuna zafer kazandıran, hitabeleriyle millete güç

G15, G25, G35, G44

1–2 Eylül 1932 – Sarayda Çalışmalar ve Boğaziçi Gezisi

1 Eylül 1932’de Gazi Mustafa Kemal Paşa, Dolmabahçe Sarayı’ndaki bürolarında çalışmalarını sürdürmüştür. Akşam üstü Boğaziçi’nde kısa bir gezinti yapmış ve Torba civarında bir süre dinlenmiştir.

2 Eylül günü, dünya güzellik kraliçesi Keriman Halis Hanım’ın teşekkür telgrafını almış ve ona şu cevabı göndermiştir:
“Keriman Halis Hanımefendi, Fındıklı Apartmanı – Kabataş. Telgrafınızı aldım. Başarılarınız vesilesiyle memleketimiz ve Türk kadınlığı hakkındaki saygılı düşüncelerinizden ve şahsıma dair güzel sözlerinizden çok memnun oldum. Başarılarınızın devamını dilerim, kızım.
Gazi Mustafa Kemal.”

Bu ileti, Gazi’nin gençler ve özellikle Türk kadınlarının başarılarına verdiği önemi göstermektedir.

3–6 Eylül 1932 – İstanbul Gezileri ve Boğaziçi Tenezzühü

3 Eylül akşamı, Beyoğlu’nda otomob

G11, G25, G33, G45

Temmuz ve Ağustos 1927’de Saraydaki Faaliyetler ve Ziyaretler

30 Temmuz 1927 tarihinde Cumhurbaşkanı bütün gününü sarayda yoğun çalışmalarla geçirmiştir. Devlet işleriyle yakından ilgilenmiş, çeşitli yazışmalar ve görüşmeler yapmıştır. Akşam saatlerinde ise dinlenmek amacıyla Ankara adlı motorla denize açılmış ve Moda’ya kadar kısa bir deniz gezisi gerçekleştirmiştir. Bu gezinin, günün yoğunluğunun ardından bir tenezzüh (dinlenme gezisi) niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Aynı gün, Gazi’nin Trakya seyahati sırasında Çorlu ve Tekirdağ’a da uğramasını rica etmek üzere İstanbul’a gelen karma bir heyet saraya gitmiş ve dolaylı yoldan saygı ve arzularını iletmiştir.

31 Temmuz 1927 günü de Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalar devam etmiştir. Afyonkarahisar Mebusu Rüşen Eşref Bey saraya gelerek Cumhurbaşkanına saygılarını sunmuş ve çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunmuştur. Bu ziyaret, dönemin siyasal ve idari temaslarının sürdü

G13, G25, G34, G41

Kurum Temsilcilerinin Karşılaması

Ertuğrul vapurunda yapılan karşılamada, İstanbul’un önde gelen kurum ve kuruluşlarını temsilen birçok kişi hazır bulunuyordu. Darülfünun fakülteleri adına Doktor Ömer, Cemiyet-i Umumiye-i Belediye adına Şehremini Nureddin Atıf Bey, Matbuat Cemiyeti adına Hakkı Tarık Bey, Muallimler Birliği adına Salih Zeki Bey, yüksek okullar adına temsilciler ve Halk Fırkası İstanbul teşkilatı adına Pendiklizade Bey katılmışlardı. Üsküdar adına Süreyya Paşa ve kadınlar cemiyetini temsilen Makiye Hanım da vapurda yerini almıştı.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu değerli misafirlerin her birini güvertede ayakta kabul etti. Herkese ayrı ayrı iltifat ederek samimi bir şekilde sohbet etti. Bu davranışı, orada bulunanlar üzerinde derin bir etki bıraktı ve büyük bir memnuniyet yarattı.

Halkın Coşkulu Sevgisi

Vapurları dolduran kalabalığın Gazi’ye karşı duyduğu sevgi ve bağlılığ

G12, G25, G33, G44

Küçük Atamyan’ın İlk Sahne Deneyimi

Küçük Bedros Atamyan, sahneye çıktığında söylediği birkaç kelimeyle tiyatro izleyicilerinin dikkatini bir anda üzerine çekmiştir. O an kuliste bulunan Hassa Mimarı Hagop Bey Balyan, onu tebrik ederek, “YasTüm, himâyemi kabul etmeni rica ederim. Sende istikbalin büyük bir aktörünü görüyorum!” demiştir. 1863 yılında gerçekleşen bu olay, Atamyan’ın sahneye olan ilgisini ve yeteneğini pekiştirmiştir.

Atamyan, mesleki eğitim ve sahne terbiyesi için çeşitli ustalardan ders almayı denemiş, ancak kişisel gayreti ve tutkusu sayesinde başarıya ulaşabileceğini fark etmiştir. Bir süre Ekgiyan’ın yönetiminde staj yapmış ve geçim için küçük tiyatro kumpanyalarında sahneye çıkmıştır. 1869 yılında Güllüye Tiyatrosu’na katılmış, birkaç ay sonra Fasulyeciyan ile turneye çıkarak Nahcivan’a gitmiştir. İki ay sonra İstanbul’dan gelen bir mektupla ailesinin evinin yandığını öğrenince aceleyle vatanına

G14, G25, G32, G43

Atâ Bey’in Süvari Eğitimi

Atâ Bey, Enderun’da süvari olarak eğitim almaya başlamıştır. Kendilerine muallim olarak ünlü Fransız Rüstem Bey tayin edilmiştir. Süvari taliminde gösterdiği başarı sayesinde kısa sürede önemli bir beceri kazanmış ve “ortası tuğra, şemsin yarısı resminde olan bir çift nişan” ile süvari onbaşısı vekili olarak atanmıştır. Eğitim sırasında, özellikle cumartesi günleri kıyafet değiştirip mesire yerlerinde dolaşmak alışkanlık hâline gelmiştir ve Atâ Bey, o dönemde kavas kıyafetinde refakat ederek görevlere katılmıştır.

1828 (H. 1244) yılında Rami Kışlası’nda eğitim gören Atâ Bey, kendi hatıralarında:

“Çapik süvaran meydanında hünerimi geliştirdim. Kemankeş üstadım Şişman Mehmed Efendi’den talim alarak yedi yüz adıma kadar ok atma becerisi kazandım”

diyerek süvari eğitimi boyunca kazandığı yetenekleri anlatmıştır. Aynı dönemde arkadaşları Baş Ç

G11, G25, G34, G42

Aşkî Efendi (Tabib Mehmed) Lâle Devri’nin Ünlü Çiçekçisi

Aşkî Efendi, asıl adıyla Tabib Mehmed, III. Selim devrinde yaşamış ve özellikle lâle yetiştiriciliği ile ün kazanmış önemli bir şahsiyettir. Osmanlı kültür tarihinde çiçekçiliğin zirveye ulaştığı dönemlerden biri olan bu devirde, Aşkî Efendi hem uygulayıcı hem de yazar kimliğiyle dikkat çekmiştir. Onu asıl önemli kılan eser ise “Takvîm-i Lâle” adlı çalışmasıdır.

Takvîm-i Lâle’nin Yazılışı ve Önemi

Takvîm-i Lâle, Hicrî 1216 (Milâdî 1801) yılında kaleme alınmıştır. Bu eser, Osmanlı’da lâleye verilen değerin ve çiçekçiliğin ne kadar ileri bir düzeye ulaştığının açık bir göstergesidir. Eser, yalnızca estetik bir çiçek sevgisinin ürünü değil, aynı zamanda bilimsel ve sistemli bir botanik çalışması niteliği taşır.

Dönemin şairlerinden Rıza, bu eser için bir takriz (övgü yazısı) kaleme almış ve Takvîm-i Lâle’nin değer

G12, G25, G35, G44

Dördüncü Kurucu Sultan Muhammed Şam-ı Gazan

Tebriz’in dördüncü kurucusu, Hicrî 694 (Miladî 1295) yılında hükümdar olan Sultan Muhammed Şam-ı Gazan’dır. Onun zamanında şehir, adaletli yönetimi sayesinde öyle gelişmişti ki sınırları bir yandan Liyan Dağı’na, diğer yandan Sincan Dağı’na, Ucan Dağı’na ve Şehlan Dağı’na kadar uzanıyordu.

Adaletle yönetilen Tebriz, kısa sürede ilim, sanat ve zenginliğin merkezi hâline geldi. Şehir, güzelliğiyle bütün dünyada tanınır olmuş, “cihan süsleyen şehir” olarak anılmıştır.

Sultan Şam-ı Gazan, Tebriz’in çevresine güçlü surlar yaptırdı. Şehrin büyüklüğü öyleydi ki bir yaya, bu surların çevresini dört günde dolaşabilirdi. Bu dönemde, Abbâsî halifelerinden el-Mütevekkil Alallah tarafından yaptırılmış olan eski iç kale de hâlâ ayaktaydı.

Tebriz’in Değişen Yazgısı

Zamanla şehir, pek çok hükümdarın eline geçti; bazen h

Scroll to Top