D11, D25, D34, D42

Yatak Odasındaki Hatıralar

Bu odada, karyolanın başucuna denk gelen duvarda, Tevfik Fikret’in kendi eliyle kurşun kalemle çizdiği babası Hüseyin Efendi’nin bir portresi yer almaktadır. Bu portre, şairin babasına duyduğu derin sevgi ve saygının çok güçlü bir ifadesidir. Resmin altına Fikret tarafından yazılmış şu dizeler bulunmaktadır:

“Melek babacığım

Benim gözümde bugün hâiz-i şehadetsin,

Şehîd-i sıdk u hamiyyet, şehîd-i gurbetin.”

Bu dizeler, yalnızca bir evlat duygusunu değil, aynı zamanda Tevfik Fikret’in şiir anlayışını ve ahlaki duruşunu da yansıtmaktadır.

Kişisel Eşyalar ve Ölüm Maskı

Portrelerin altında, küçük bir vitrin içinde Tevfik Fikret’e ait bir fes sergilenmektedir. Bu fes, şairin günlük hayatından günümüze ulaşan sade ama anlamlı bir hatıradır. Deniz tarafına bakan duvarda ise, Fikret ölüm döşeğinde yatarken ress

D12, D21, D31, D44

Âşiyan’daki Yatak Odasına Giriş

Âşiyan’ın üst katında yer alan yatak odası, Tevfik Fikret’in hayatının son günlerine tanıklık etmesi bakımından ziyaretçilerin en çok dikkatini çeken bölümlerden biridir. Odaya girildiğinde, hemen sol tarafta bir komodin ve bir ağaç karyola görülür. Ancak bu karyola, sanıldığı gibi şairin son nefesini verdiği yatak değildir. Müze düzenlemesi sırasında, yalnızca mekânı tamamlamak ve bir görsel bütünlük sağlamak amacıyla buraya yerleştirilmiştir.

Gerçek Ölüm Yatağı Meselesi

Duvarda asılı olan ve Tevfik Fikret’i ölüm döşeğinde gösteren fotoğraf, önemli bir gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Bu fotoğraf, şairin içinde vefat ettiği yatağın, odada bulunan bu oyma ceviz karyola olmadığını kesin biçimde göstermektedir. Asıl karyola günümüze ulaşmamış, nerede olduğu da tespit edilememiştir. Bu nedenle, mevcut karyolanın yalnızca sembolik bir unsur old

D14, D23, D32, D43

Sağ Duvardaki Resimler

Bu bölümün sağ duvarında, Tevfik Fikret’in kendi eliyle yaptığı üç önemli resim yer almaktadır. Bunlardan ilki, eşi Fatma Nâzime Hanımefendi’nin portresidir. Portre, sade anlatımı ve duygulu ifadesiyle dikkat çeker. İkinci eser, Âşiyan civarında Boğaziçi’nin bir görünüşünü yansıtan yağlı boya bir peyzajdır. Bu tablo, renk uyumu ve ışık kullanımıyla tereddütsüz bir sanat eseri olarak kabul edilir. Üçüncü resimde ise, bir çam ağacının altında oturan çarşaflı bir hanım görülür. Bu figürün de şairin eşi olduğu bilinmektedir. Resim, hem doğayla insan arasındaki ilişkiyi hem de dönemin gündelik yaşamını yansıtır Private Ephesus Tours.

Öğrencilik Yıllarından Bir Hatıra

Bu bölümde yer alan eserler arasında, Tevfik Fikret’in henüz Galatasaray Sulta

D13, D22, D35, D41

Şairin Yazı Masası ve “Şiir Tahtı”

Salonun sağ tarafındaki çıkıntının önünde, Tevfik Fikret’in büyük yazı masası ile onun deyim yerindeyse “şiir tahtı” sayılabilecek geniş ve rahat koltuğu yer alır. Bu koltuk, şairin uzun saatler boyunca oturup düşündüğü, yazdığı ve hayal kurduğu özel bir mekânın merkezindedir. Eskiden şilte ve yastıklarla döşenmiş olduğu anlaşılan koltuk, bugün sade bir hâlde sergilenmektedir. Üzerinde yalnızca küçük bir meşin yastık bulunmaktadır. Buna rağmen koltuk, hâlâ şairin varlığını hissettiren güçlü bir etki taşır.

Yazı masası ise son derece zarif ve kullanışlıdır. Oldukça geniş olan bu masa, üzerinde çok sayıda evrakı rahatça taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Masanın orta kısmı Mısır hasırı ile kaplanmıştır; bu ayrıntı hem estetik hem de işlevsel bir tercih olarak dikkat çeker

D15, D24, D33, D45

Aşiyan’da Tevfik Fikret’e Ayrılan Üst Kat

Âşiyan’ın üst katı bütünüyle Tevfik Fikret’e ayrılmıştır. Bu kat, bugün müze olarak düzenlenmiş olup üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler bir çalışma odası, bir yatak odası ve küçük sergi alanlarıdır. Ev, şairin hayatını, düşünce dünyasını ve sanat anlayışını yansıtan eşyalarla donatılmıştır. Ziyaretçiler, bu mekânlarda Tevfik Fikret’in hem özel hayatına hem de edebî kişiliğine yakından tanıklık edebilirler.

Çalışma Odası ve Sis Manzarası Tablosu

Çalışma odasına girildiğinde, tam karşıda büyük bir yağlı boya tablo göze çarpar. Bu eser, Halife Abdülmecid Efendi tarafından yapılmış bir sis manzarasıdır. Ressam, ilhamını Tevfik Fikret’in meşhur “Sis” şiirinden almıştır. Tabloyu “Muhibbi azizim Tevfik Fikret Bey’e” sözleriyle imzalayan Abdülmecid Efendi, şaire olan saygısını açıkça göstermiştir. 1326 tarihini taşıya

K13, K22, K34, K42

Tebrizde Ticaret ve Teraziler

Tebriz’de ticaret büyük bir düzen ve disiplinle yapılırdı. Şehirdeki bütün tartılar, kilolar ve diğer değerli kumaşlar üzerinde “Lâ ilâhe illallah” yazısı bulunurdu. Dirhemler ve teraziler de aynı şekilde Allah ismiyle süslenmişti.

Ticarette yanlış yapan, ölçü ve tartıda hile yapan kişiler cezalandırılırdı. Bu kişiler gözlerine mil konarak ya da başlarına taş konularak uyarılır ve hasta edilirdi. Şehirdeki çarşı ve pazar yerlerinde pirinç, demir ve zincirli teraziler asılı dururdu; hiçbir zaman yerle temas etmez, her zaman dengede kalırdı.

Yiyecek ve Hububat Alım-Satımı

Tebriz’de yiyecek, içecek, sebze ve ot gibi ürünlerin satışında adalet ön plandaydı. Müşteri istediği malı terazinin kefesine koyar, tartısı tam olduğunda mal sahibine hakkını verirdi. Akçesi temiz olur ve malın en seçkin kısmını alırdı

K11, K21, K32, K43

Peygamber Soyundan Gelen Kızların Evliliği

Tebriz’de anlatıldığına göre, Hazret-i Peygamberimizin soyundan gelen şerife bakire kızlar, kendi soyundan olmayanlara verilmez; yalnızca dengi ve uygun olanlara evlendirilir. Bunun nedeni, kızların yanlışlıkla bir kâfire verilmesi hâlinde doğacak çocukların dini durumunun belirsiz olabileceği düşüncesidir. Hakir bu konuyu sorduğunda, kendisine şöyle açıklama yapılmıştır:

“Eğer bir kâfire evlilik yoluyla kız verilirse, çocukların dini durumu belirsiz olur ve kızın soyundan gelen evlâtlar İslâm’dan sapabilir.”

Bu konuda hakir şöyle yanıt vermiştir:

“Cenab-ı Barı, farklı milletlerden doğan çocukları İslâm fıtratı üzere yaratmıştır. Sonra ebeveynleri Yahudi, Hıristiyan veya Mecusî olabilir.”

Buna delil olarak hadis-i şerif gösterilmiştir:

“Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar. Sonra ebeveynleri onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusî yapar.”

K14, K24, K33, K41

Hanın Hediyesi ve Güvenliği

Han, Acem tarzı samur bir giysiyi kendi eliyle bana giydirdi ve binlerce teşekkür ettikten sonra bir Gürcü kölesi bağışladı. Ardından, “Sana binlerce maşallah, ey Kayser ülkesi âlûftesi” diyerek on tümen Abbasî ve bir karaçubuk saba rüzgârı hızlı at hediye etti. Bu davranışıyla bizden artık emin oldu ve bize içki teklifinde bulunmadı.

Tam bir ay boyunca her gecemiz Kadir Gecesi, her gündüzümüz ise Kurban Bayramı gibi geçti. Bu süre boyunca birçok keyifli sohbetler ederek Tebriz şehrini gezip dolaştık. Hanların adaletine ve güvenliğine, halkın sevgisine, zabıta ve düzenin sağlanmasına, çarşı-pazarların temizliğine ve Şeyh Safî narhlarının düzenine hayran kaldık. Şehrin halkı zevk ve eğlenceyi bilir, ama asla sarhoşluk yapmaz; edepli ve saygılı insanlardır. Bu durum, eski bir şiirle şöyle anlatılır:

“Tebriz, yedi kavimden safâyla doludur

Dostu olmayanlar burada asla sadık olama

K15, K23, K31, K45

Han ile Can Sohbeti

Bir gün han ile sohbet ederken han bana seslendi:

“Gel gözümün nuru, Evliyâ ağam! Bu benim düşkün kölelerimden Yezden Şir mi, Mirza Şah mı, Firuz mu, Perviz mi, Ali Yâr mı, Zevalîzen mi, Şehlân mı, Seyf Kulu mu, yoksa Hâl Han mı, hangisini istersen sana çabalarım. Kırmızı Murtaza Ali ve Oniki İmamları seversin, gel mü’minim! Çocuklarımın elinden bir kadeh çakır iç. Gelen herkes bu sofrada gönlünce bir an süresince keyif alsın.”

Han sözlerini ederken bütün köleleri ve hizmetçileri etrafına topladı. Ben de onları kucaklayıp selamlaştım, saygıyla öptüm ve Yüce Yaratıcı’dan yardım diledim.

Sarhoş ve Şiir

O sırada ben hanın teklifine dikkatlice bakarken şöyle dedim:

“Ey Hanım! Can sohbeti bu mudur? Şimdi Hoca Nağdî bir ayak çakır çekip sarhoş olup yüzüne karşı şaka yapıyor. İran ülkesinde eğlence

K12, K25, K35, K44

Güzel Bir Tartışma

Bir gün han ile oturup içten bir sohbet ederken, han bana saf şarap teklif etti. Bunun üzerine saygılı bir şekilde şöyle cevap verdim:

“Vallahi, billahi ve tallahi! Hazret-i Ali’nin temiz ruhu hakkı için, bugüne kadar doğduğumdan beri hiçbir haram, keyif verici, macun ya da sarhoş edici şey bana nasip olmamıştır. Büyük atamız, Türklerin önderi Hoca Ahmed Yesevî’den bu yana ailemizde hiç kimse şarap ya da benzeri keyif verici içecekler kullanmamıştır. Lütfen beni mazur görün ve bu konuda affedin.”

Han’ın Israrı

Bu sözlerim üzerine han gülümseyerek şöyle dedi:

“Ey gönül dostum! Benim göz nurum ve ruh kardeşim! Şimdi ben sana bir kadeh saf şarap sunuyorum. Kimden korkuyorsun? Eğer Kayser ülkesinin şahından korkuyorsan, orası buradan beş aylık yoldadır. Eğer kendi hanından korkuyorsan, Tebriz’den Erzurum kırk konak mesafededir. Ben ki İran ve Tura

Scroll to Top