Bütün bir millet, Atatürk’ü son kez görmek ve ona saygılarını sunmak için tarihî bir hazırlık içindeydi. O anları gözlerimle izlerken, isterdim ki gözyaşlarımla bulanmış dünyamda sadece Atatürk’ü görebileyim; etrafındaki tüm ayrıntılar silinsin ve sadece onun varlığı ön plana çıksın. Zaman, akrep ve yelkovanlar, sürekli akıp giden nehir gibi ilerliyordu; her saat ve gün, bu tarihî dakikaları birbiri ardına taşırken, olayların ağırlığını daha da hissettiriyordu.
Sarayın önünde, Atatürk’ü son kez uğurlamak için askerler, yüksek rütbeli subaylar ve motosikletli polisler hazır bekliyordu. Subaylar, sıralarını güneşe karşı ayarlamış, büyük üniformalar içinde tören için hazırlanmışlardı. Bu resmî geçit, dünyanın en büyük kumandamıza saygı duruşu niteliğindeydi. Atatürk’ün tabutu, halk ve resmi görevliler tarafından sabaha kadar beklenmiş, kimse yerinden ayrılmamıştı.