Atâullah Efendi (Mehmed) – 18. Yüzyıl Ulemasından
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyılın önemli ulemasından biridir ve şeyhülislâmların elli sekizincisi olarak görev yapmıştır. Babası İbrahim Efendi’dir. İlmiye mesleğinde […]
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyılın önemli ulemasından biridir ve şeyhülislâmların elli sekizincisi olarak görev yapmıştır. Babası İbrahim Efendi’dir. İlmiye mesleğinde […]
Atatürk Bulvarı, Şehzadebaşı Caddesi’ni aştıktan sonra sağ köşede, yıkılmış İbrahimpaşa Hamamı’nın yeri bulunmaktadır. Sol köşede ise Aksaray’dan gelen ve Beyoğlu’na giden otobüsler için beton bir bekleme alanı oluşturulmuştur. Bulvar, buradan itibaren açık bir kavis çizerek sola doğru devam eder ve iki şeritli yol olarak ilerler. Bulvarın ortasındaki yeşil alanlar çemenlerle kaplanmış ve ağaçlar dikilmiştir. Yaya kaldırımları boyunca ise çınar fidanları yetiştirilmektedir Private Tour Istanbul.
Sağ tarafta, bulvara göre biraz alçakta kalan Ortacıoğlu Camii kenarı, demir parmaklıklarla çevrilmiştir. Camii’nin üstten görünümü oldukça estetik olup, restore edilmiş yapısı bulvara hoş bir görüntü kazandırmaktadır.
Bulva
Bütün bir millet, Atatürk’ü son kez görmek ve ona saygılarını sunmak için tarihî bir hazırlık içindeydi. O anları gözlerimle izlerken, isterdim ki gözyaşlarımla bulanmış dünyamda sadece Atatürk’ü görebileyim; etrafındaki tüm ayrıntılar silinsin ve sadece onun varlığı ön plana çıksın. Zaman, akrep ve yelkovanlar, sürekli akıp giden nehir gibi ilerliyordu; her saat ve gün, bu tarihî dakikaları birbiri ardına taşırken, olayların ağırlığını daha da hissettiriyordu.
Sarayın önünde, Atatürk’ü son kez uğurlamak için askerler, yüksek rütbeli subaylar ve motosikletli polisler hazır bekliyordu. Subaylar, sıralarını güneşe karşı ayarlamış, büyük üniformalar içinde tören için hazırlanmışlardı. Bu resmî geçit, dünyanın en büyük kumandamıza saygı duruşu niteliğindeydi. Atatürk’ün tabutu, halk ve resmi görevliler tarafından sabaha kadar beklenmiş, kimse yerinden ayrılmamıştı.
6 Teşrinievvel 1933’te, İstanbul’un kurtuluş bayramı münasebetiyle, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Bey, Halk Fırkası İstanbul İdare Heyeti Reisi Cevdet Kerim Bey, Şehir Meclisi Birinci Reisi Sadeddin Ferit Bey, Belediye Reis Muavini ve Şehir Meclisi üyelerinden oluşan bir heyet Dolmabahçe Sarayı’na giderek Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya İstanbul halkının minnet ve şükranlarını sunmuştur.
Gazi de karşılık olarak:
“İstanbul halkının bu vesile ile hakkımda gösterdiği samimiyet ve teveccühe teşekkür ederim. İnşallah hep birlikte uzun yıllar boyunca bu bayramları kutlarız.”
ifadelerini kullanmıştır. Bu ziyaret, halkın Cumhurbaşkanına olan sevgisi ve bağlılığını göstermesi açısından önem taşımaktadır.
9 Teşrinievvel günü, Gazi hususi trenle saat 19.00’da Haydarpaşa Garı’nd
2 Ağustos 1928 günü Gazi Mustafa Kemal, Boğaziçi’nde motörle kısa bir tenezzüh (deniz gezisi) yapmıştır. Bu geziler, hem dinlenme hem de İstanbul’un farklı bölgelerini gözlemleme amacı taşımaktadır. 3 Ağustos günü ise Gazi, Söğütlü yatı ile Boğaziçi’nde ikinci bir deniz gezisine çıkmıştır. Bu tür geziler, Gazi’nin halkla ve çevresiyle olan yakın temasını sürdürmesini sağlamıştır.
4 Ağustos’ta Gazi, Sayyad motörü ile özel bir gezinti yapmıştır. Refakatinde Maarif Vekili Şükrü Kaya, Dahiliye Vekili, bazı milletvekilleri ve Seryaverleri Rusuh Bey gibi önemli devlet adamları bulunuyordu. Gazi motörle sahile yaklaşınca, halk büyük bir coşku ile tezahürat yapmış ve “Yaşa!” sesleriyle Cumhurbaşkanını karşılamıştır. Bu sırada ba
Ön direğinde Riyaset-i Cumhur bayrağı bulunan Ertuğrul Yatı, sabah saatlerinde İstanbul’dan hareket etmiştir. İlk olarak Kartal istikametine doğru ilerleyen yat, daha sonra Maltepe açıklarından dönerek Büyükada yönüne yönelmiştir. Bu seyir sırasında denizde büyük bir hareketlilik ve heyecan hâkimdi. Ertuğrul Yatı’nın geçişi, hem karadan hem de denizden ilgiyle takip edilmiştir.
Bu sırada Büyükada iskelesinde bulunan Burgaz vapurundan, Reisicumhur Hazretlerine saygı ve bağlılıklarını sunmak üzere oluşturulan on altı kişilik ilk heyet, Şehremaneti’ne ait “İstanbul” motoru ile Ertuğrul Yatı’nın yanına hareket etmiştir. Heyet, yatın güvertesinde Gazi Paşa Hazretleri tarafından kabul edilmiştir. Bu kabul, büyük bir nezaket ve resmiyet içerisinde gerçekleşmiştir
Atanık, kuyumcu dükkânında müşterilerine karşı son derece ikramsever ve nazik bir ustaydı. Müşterilerden biri dükkâna girdiğinde hemen şakalaşır ve:
“Gülü seven dikenine katlanır. Şu benim kıyak sedirime yerleş efendiciğim!”
derdi. Ardından yakınındaki sucudan buzlu sular, limonatalar ve şerbetler, Nuru Osmaniye kapısındaki mahalle bakkalı Bursalı Ahmed Ağa’dan ise dondurmalar getirtirdi. Kış aylarında ise kahve, çay, tavuk göğsü ve keşkül gibi ikramlar sunardı.
Müşteriler dükkânın kalabalık olduğunu görünce genellikle:
“Bırak dolanalım, yine uğrarız.”
diye çekilir, başka yerlere gitmezlerdi. Tanıdığı orta halli müşterilerden, düğün veya davet hazırlığında olanlara küçük hediyeler verir, hatta değerli takıları ertesi gün kuyumcuya teslim etmeleri için saklardı. Bu, kuyumcu çarşısında yaygın bir adetti
1856 yılında Atâ Bey, Beyrut’a gitmiş ve burada çeşitli devlet görevlerinde bulunmuştur. 1859 yılında Cezayir-i Bahr-i Sefid mutasarrıfı olarak atanmış ve görevin merkezi olan Rodos Adası’na yerleşmiştir. Rodos’ta tam otuz dokuz ay görev yapmış ve bu süre boyunca adanın idari işlerini yürütmüştür.
Ancak geçmişte yaptığı ordu muhasebecilikleri sırasında bazı yolsuzluk iddiaları ortaya atılmış ve mahkemeye verilmiştir. Uzun ve sıkıntılı bir yargılama sürecinin ardından Atâ Bey beraat etmiş ve görevine dönmüştür.
1865 yılında Filibe mutasarrıfı olarak atanmış, burada da yaklaşık otuz ay görev yapmıştır. Bu dönemde çeşitli imar işlerini yürütmüş ve özellikle Bulgaristan’daki gümrük işlemlerini düzenlemiştir. Ne var ki, bazı kişiler Atâ Bey’in nüfuzunu ve itibarını çekememiş, çeşitli entrikalarla onun görevden alınmasına yol açmıştır. Görevden alındığında
Yaşanan bu beklenmedik olay, Adnan Bey’i derin ve sarsıcı düşüncelere sevk eder. Karısı Bihter ile kaynanası Firdevs Hanım’ın o anki tavırları ve yüz ifadeleri oldukça anlamlıdır. İkisinin de sessizliği ve bakışları, Adnan Bey’in içinde büyüyen şüpheleri daha da kuvvetlendirir. Tam bu sırada odanın kapısı açılır ve yüzü solgun, bedeni titreyen küçük Beşir içeri girer.
Beşir, artık dayanacak gücü kalmadığını belli eden bir sesle konuşur:
— “Küçük hanımı öldürüyorlar… Artık her şeyi söyleyeceğim.”
Bu sözler Adnan Bey’i adeta donup bırakır. Beşir, bugüne kadar gördüğü ve duyduğu her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatmaya başlar. Soğuk kış gecelerinde, yağmur altında, karanlık köşelerde gizlenerek; şahnişlerde saatlerce bekleyerek yaşananları takip etmiştir. Büyük bir sabır ve acı içinde her
Tebriz’de çocuklara Kur’an öğreten 600 mektep bulunur. Bu mektepler, Sıbyan Mektepleri olarak bilinir ve her yıl çocuklara elbiseler dağıtılır. En bilinenleri şunlardır:
Şeyh Safî Mektebi
Haşan Meymendî Mektebi
Takı Han Mektebi
Sultan Haşan Mektebi
Sultan Yakub Mektebi
Bu okullar, çocukların dini eğitim alması ve Kur’an’ı öğrenmesi için önemli merkezlerdir.
Tebriz’de 160 derviş tekkesi bulunmaktadır. Bu tekkeler, özellikle Ehl-i Beyt sevgisi taşıyan dervişler tarafından korunur. Öne çıkan tekkeler şunlardır:
Şems-i Tebrizî Tekkesi
Bulduk Han Tekkesi
Zeyneb Ağam Tekkesi
Ukayl Tekkesi
Mir Haydar Tekkesi
Bektaşi Tekkesi (Rik Mahallesi’nde)
Bu tekkeler, hem ibadet hem de toplumsal dayanışma alanı olarak hizmet verir.
Akarsu ve S