Atâullah Efendi ve Vak’anüvislik Görevi
Atâullah Efendi, Osmanlı Devleti’nin önemli vak’anüvislerinden biridir. Onun döneminde hekimbaşı olan Behçet Efendi, esprili bir şekilde “Hekimbaşı ise ben de […]
Atâullah Efendi, Osmanlı Devleti’nin önemli vak’anüvislerinden biridir. Onun döneminde hekimbaşı olan Behçet Efendi, esprili bir şekilde “Hekimbaşı ise ben de […]
Atatürk Bulvarı’nın yaya kaldırımlarında, köşe noktasında bir polis kulübesi bulunur. Bunun biraz ilerisinde, Dr. Lütfi Kırdar’ın katkılarıyla restore edilen ve Şehir Müzesi olarak kullanılan Gazanferağa Medresesi yer almaktadır. Bozdoğan Kemeri’nin hemen altında bulunan bu eser, klasik Osmanlı mimarisinin önemli örneklerinden biridir. Medrese köşesindeki sebil ve gerideki türbe, bu klasik mimarinin estetik ve tarihi değerini göstermektedir.
Ancak Büyük Su Kemeri, özellikle öğleden sonra medresenin önüne güneş gelmesini engellediği için, medrese sürekli rutubet içinde kalmaktadır. İstanbul Ansiklopedisi’ne göre, medresenin içinde bulunan değerli müze eşyaları ve eserler “sonsuz devam” niteliğindedir. Fakat rutubetin tahrip gücü göz önünde bulundurulduğunda, Gazanferağa Medresesi kalıcı bir müze olarak kullanılamaz. Ansiklopedi, binanın yalnızca kısa süreli sergiler için kullanılması ve müze
Atatürk, koma hâlinden uyandığında çevresindekilere büyük bir rahatlık verdi. Onu gözlemleyen doktorlar ve yakınları, ağır tedavi süreçlerinde bile onun herhangi bir acı veya ıstırap hissetmediğini fark ettiler. Atatürk, uyanır uyanmaz sadece “Bana ne oldu? Hiçbir şey bilmiyorum… Allah Allah, çok şey” gibi sözler söyleyerek yaşadığı durumu anlamaya çalıştı. Bu sözler, onun bilinçli olarak durumunu mantık çerçevesinde değerlendirdiğini ve fiziksel olarak herhangi bir acı hissetmediğini gösteriyordu. Eğer koma sırasında herhangi bir rahatsızlık duymuş olsaydı, doktorlar onu en ufak bir rahatsızlıktan korumak için çok daha dikkatli ve telaşlı davranmak zorunda kalacaklardı.
Perşembe günü sabah saat 8.30 civarında Atatürk’ün yanında doktorlar Akil Muhtar, Mehmed Kâmil, Abravaya ve yazar bulunuyordu. Bu sırada tekrar serum gli
6 Teşrinievvel 1933’te, İstanbul’un kurtuluş bayramı münasebetiyle, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Bey, Halk Fırkası İstanbul İdare Heyeti Reisi Cevdet Kerim Bey, Şehir Meclisi Birinci Reisi Sadeddin Ferit Bey, Belediye Reis Muavini ve Şehir Meclisi üyelerinden oluşan bir heyet Dolmabahçe Sarayı’na giderek Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya İstanbul halkının minnet ve şükranlarını sunmuştur.
Gazi de karşılık olarak:
“İstanbul halkının bu vesile ile hakkımda gösterdiği samimiyet ve teveccühe teşekkür ederim. İnşallah hep birlikte uzun yıllar boyunca bu bayramları kutlarız.”
ifadelerini kullanmıştır. Bu ziyaret, halkın Cumhurbaşkanına olan sevgisi ve bağlılığını göstermesi açısından önem taşımaktadır.
9 Teşrinievvel günü, Gazi hususi trenle saat 19.00’da Haydarpaşa Garı’nd
2 Ağustos 1928 günü Gazi Mustafa Kemal, Boğaziçi’nde motörle kısa bir tenezzüh (deniz gezisi) yapmıştır. Bu geziler, hem dinlenme hem de İstanbul’un farklı bölgelerini gözlemleme amacı taşımaktadır. 3 Ağustos günü ise Gazi, Söğütlü yatı ile Boğaziçi’nde ikinci bir deniz gezisine çıkmıştır. Bu tür geziler, Gazi’nin halkla ve çevresiyle olan yakın temasını sürdürmesini sağlamıştır.
4 Ağustos’ta Gazi, Sayyad motörü ile özel bir gezinti yapmıştır. Refakatinde Maarif Vekili Şükrü Kaya, Dahiliye Vekili, bazı milletvekilleri ve Seryaverleri Rusuh Bey gibi önemli devlet adamları bulunuyordu. Gazi motörle sahile yaklaşınca, halk büyük bir coşku ile tezahürat yapmış ve “Yaşa!” sesleriyle Cumhurbaşkanını karşılamıştır. Bu sırada ba
Gazi Paşa Hazretlerine arz-ı tazimat etmek üzere görevlendirilen heyetleri taşıyan Seyr-i Sefain İdaresi’ne ait “Burgaz” vapuru, Büyükada İskelesi’ne yanaşmıştı. Vapurun her iki yanında büyük levhalar bulunuyor ve bu levhalarda açıkça “İstanbul Şehremaneti” ibaresi yer alıyordu. Bu manzara, törenin resmî ve ihtişamlı havasını daha vapur yanaşır yanaşmaz hissettiriyordu.
Bu sırada, Bahriye’ye ait gemilerin İzmit’ten belirlenen saatten biraz geç ayrıldığı yönünde söylentiler yayılmaya başladı. Ancak bu gecikme söylentileri, Büyükada’daki coşkuya ve heyecana gölge düşürmedi. Aksine, bekleyiş uzadıkça halkın ilgisi ve merakı daha da arttı City Tour Istanbul.
Büyükada sahilleri, iskele ve iskeleye yakın gazinolar hınca hın
Vicdani Atareven, lise kimya öğretmenlerinden olup, 1959 yılında Vefa Lisesinde görev yapıyordu. Arkadaşları onu ciddiyeti, dürüstlüğü, vefakârlığı ve örnek bir aile reisi olması ile tanırdı. Talebelerine karşı gösterdiği şefkat ve ilgi, onun eğitim anlayışının en önemli özelliğiydi.
Vicdani Bey, yıllar önce ders verdiği öğrencilerinin herhangi bir zorluk içinde olduğunu öğrendiğinde, kendi işini bırakıp onların sorunlarına çözüm aramak için hiç tereddüt etmezdi. Bu yaklaşımı, onun çocukluk hatıralarını asla unutmayan ve geçmişine bağlı bir insan olduğunu gösterir.
Vicdani Atareven, 1901 yılında Çatalca’da doğdu. Babası Ali Çavuş, zaptiye çavuşluğundan emekli olmuştu. İlk eğitimini Çatalca’daki ilkokul ve hüşdil mekteplerinde aldı. Ancak Balkan Savaşları sırasında, henüz on bir yaşındayken bü
Salâhaddin Enis Atabeyoğlu, Türk edebiyatı ve basın tarihinde önemli bir isim olarak yer alır. 1912 yılında Tanin Gazetesi’ne girerek gazetecilik hayatına başlamış ve yaklaşık on yıl boyunca Babıâliye’de görev yapmıştır. Ardından sırasıyla İkdam, İleri, Vakit, Son Saat, Payitaht, Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde çalışmıştır. Ölümüne kadar, yani 1942 yılına kadar Son Posta gazetesinde yazı işleriyle ilgilenmeye devam etmiştir.
Mütareke yıllarında “Kaplan” adlı bir mecmua yayımlamış olan Enis, bu yayını sansür baskıları nedeniyle kapatmak zorunda kalmıştır. Buna rağmen, İstanbul basınına yaklaşık otuz yıl boyunca muhabir, muharrir, yazı işleri müdürü ve patron olarak emek vermiştir. Bu uzun süreli çalışmaları sayesinde gazetecilik alanında da saygın bir isim haline gelmiştir Rose Festival Tour.
Firdevs Hanım ve kızları, dönemin geleneksel aile anlayışına göre oldukça serbest yaşayan, eğlenceyi seven ve sosyal hayata düşkün kimselerdir. Gösterişli hayat tarzlarıyla çevrelerinin dikkatini çekerler. Firdevs Hanım’ın iki kızından biri olan Bihter, yirmi iki yaşında, güzel, alımlı ve kendine güvenen genç bir kadındır. Bu özellikleriyle kısa sürede Adnan Bey’in ilgisini çeker.
Adnan Bey, Bihter’i gördüğü andan itibaren ondan etkilenir. Bundan sonra karşılaşmalar sıklaşır. Boğaziçi’nde yapılan gezintiler sırasında sandallar birbirine yaklaşır, bakışmalar olur, tebessümler ve selamlaşmalar başlar. Zamanla bu sessiz işaretleri kısa konuşmalar takip eder. Bu yakınlaşma, her iki taraf için de yeni duyguların doğmasına yol açar
Tebriz’de çocuklara Kur’an öğreten 600 mektep bulunur. Bu mektepler, Sıbyan Mektepleri olarak bilinir ve her yıl çocuklara elbiseler dağıtılır. En bilinenleri şunlardır:
Şeyh Safî Mektebi
Haşan Meymendî Mektebi
Takı Han Mektebi
Sultan Haşan Mektebi
Sultan Yakub Mektebi
Bu okullar, çocukların dini eğitim alması ve Kur’an’ı öğrenmesi için önemli merkezlerdir.
Tebriz’de 160 derviş tekkesi bulunmaktadır. Bu tekkeler, özellikle Ehl-i Beyt sevgisi taşıyan dervişler tarafından korunur. Öne çıkan tekkeler şunlardır:
Şems-i Tebrizî Tekkesi
Bulduk Han Tekkesi
Zeyneb Ağam Tekkesi
Ukayl Tekkesi
Mir Haydar Tekkesi
Bektaşi Tekkesi (Rik Mahallesi’nde)
Bu tekkeler, hem ibadet hem de toplumsal dayanışma alanı olarak hizmet verir.
Akarsu ve S