Atâullah Efendi (Tefsirizâde Mehmed) – Şair ve Hattat
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyıl Osmanlı ulemasından olup, hem şair hem de hattat olarak tanınmıştır. Sülüs ve nesih yazı türlerinde […]
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyıl Osmanlı ulemasından olup, hem şair hem de hattat olarak tanınmıştır. Sülüs ve nesih yazı türlerinde […]
Atatürk Bulvarı’nın bazı bölümlerinin açılması ve güzergâhın belirlenmesi, farklı dönemlerde çeşitli yetkililer tarafından gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta, Şehremini Operatör Emin Bey, Valide
Bütün bir millet, Atatürk’ü son kez görmek ve ona saygılarını sunmak için tarihî bir hazırlık içindeydi. O anları gözlerimle izlerken, isterdim ki gözyaşlarımla bulanmış dünyamda sadece Atatürk’ü görebileyim; etrafındaki tüm ayrıntılar silinsin ve sadece onun varlığı ön plana çıksın. Zaman, akrep ve yelkovanlar, sürekli akıp giden nehir gibi ilerliyordu; her saat ve gün, bu tarihî dakikaları birbiri ardına taşırken, olayların ağırlığını daha da hissettiriyordu.
Sarayın önünde, Atatürk’ü son kez uğurlamak için askerler, yüksek rütbeli subaylar ve motosikletli polisler hazır bekliyordu. Subaylar, sıralarını güneşe karşı ayarlamış, büyük üniformalar içinde tören için hazırlanmışlardı. Bu resmî geçit, dünyanın en büyük kumandamıza saygı duruşu niteliğindeydi. Atatürk’ün tabutu, halk ve resmi görevliler tarafından sabaha kadar beklenmiş, kimse yerinden ayrılmamıştı.
19–20 Temmuz 1934 tarihlerinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, sabah saatlerinde saraydaki dairelerinde meşgul olmuş ve resmi işlerini takip etmiştir. 20 Temmuz akşamı, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya refakatinde Ertuğrul Yatı ile Yalova’ya gitmiştir. Bu ziyaret hem dinlenme hem de Yalova’daki bazı resmi temasları kapsamıştır.
13 Ağustos 1934’te, Dolmabahçe Sarayı’nda ikinci Dil Kurultayı açılmıştır. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, kurultaya huzur ve himayeleriyle katılarak büyük bir önem vermiştir. Kurultay boyunca, Türk dilinin gelişimi ve standardizasyonu ile ilgili görüşmeler ve çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Gazi, kurultayın ilerleyen toplantılarında da hazır bulunmuştur.
27 Ağustos 1934’te, İş Bankası’nın kuruluşunun on
3 Temmuz 1928 tarihinde Gazi Mustafa Kemal, otomobille Taksim ve Şişli çevresinde kısa bir tenezzüh (dinlenme gezisi) yapmıştır. Bu geziler, hem şehrin farklı bölgelerini görme hem de halkla doğrudan temas kurma amacı taşımaktadır. Gazi, İstanbul’un merkezi semtlerinde dolaşarak vatandaşların sevgi gösterilerini karşılamış ve halkın ilgisine yakınlık göstermiştir.
9 Temmuz’da İstanbul gazeteleri, Gazi Mustafa Kemal’in Latin harflerinin kullanılmasında rehber olduğunu ve bu konuda örnek teşkil ettiğini yazmıştır. Bu tarihte, Cumhurbaşkanının Latin harfleriyle yazılmış ilk imzalarından birini attığı bir fotoğraf çekilmiştir. Fotoğrafta Gazi’nin unvanları da “Gazi” olarak Latin harfleriyle belirtilmiştir. Bu olay, Türkiye’de yen
Ertuğrul yatı Fenerbahçe önlerinden geçerken kısa bir süre yavaşladı. Bu sırada Gazi Mustafa Kemal Paşa, eline dürbün alarak Fenerbahçe mesiresini dikkatle incelemeye başladı. Yeşillikler içindeki bu güzel sahil, kalabalık halk toplulukları ve dalgalanan bayraklarla adeta bir bayram yeri görünümündeydi. Bir müddet çevreyi seyrettikten sonra hayranlıkla şu sözleri söyledi:
“Burası ne güzel bir yerdir!”
Bu sözler, İstanbul’un doğal güzelliklerinin Gazi üzerinde bıraktığı derin etkiyi açıkça gösteriyordu.
Fenerbahçe’den sonra Ertuğrul yatı yönünü değiştirerek seri bir şekilde Sarayburnu’na doğru ilerlemeye başladı. Yol boyunca sahillerdeki kalabalık gittikçe artıyordu. Gülhane Bahçesi’nin setleri, hastane civarı, demiryolu güzergâhı ve sahil şeridi insanlarla dolmuş, hatta taşmıştı. İstanbul ha
Atanaşyan (Madam), İstanbul’un ilk kadın tabiplerinden biridir. 1291 (M. 1879) yılında “Kahkaha” mizah gazetesinde ilanı yayınlanmıştır. Uzun bir süre Viyana ve Romanya’da hekimlik yaptıktan sonra İstanbul’a dönmüş ve Beyoğlu, Sakızağacı Sokağı’ndaki kendi hanesinde köstebek, fistül ve meşimede taş gibi hastalıkları tedavi etmiştir.
Hekimliğiyle kısa sürede tanınan Madam Atanaşyan, İstanbul’da hem güvenilir hem de başarılı bir doktor olarak ün kazanmıştır. Hastalarına gösterdiği özen ve tecrübesi sayesinde halk arasında saygı görmüş, özellikle kadın hastalar için önemli bir sağlık kaynağı olmuştur.
Atavik, II. Abdülhamid döneminin ünlü kuyumcularından biriydi. Fiziksel olarak cılız, kır bıyıklı ve takıntılı bir kişilik olarak tanınırdı. İstanbul hanımları ona iki lakap takmıştı: “Bil
Atâ Bey, bir süre Dâri Şurayı Askerî’de görev yaptı. Halil Rıfat Paşa’nın reisliğinde maaşı 880 kuruşa yükseldi. Tayın bedeliyle birlikte eline o zamanlar için önemli sayılabilecek 1.500 kuruş geçti. Bu dönemde Ciritte birkaç defa eşkıya operasyonlarına katıldı ve başarıyla görev yaptı.
Ancak 1843 yılında, münafıkların etkisiyle vali paşa ile arası açıldı. Paşanın kendisine yönelik tehditleri nedeniyle güvenliğini sağlamak için adadan kaçmak zorunda kaldı. Bir süre boşta kalan Atâ Bey, sonunda Seraskerlik Kapısı’ndan gelen Arif Efendi aracılığıyla tekrar eski görevine döndü. Ancak Osman Paşa’nın sert tutumuna dayanamadı ve memuriyetine tam anlamıyla devam edemedi.
1845-1849 yılları arasında Adana ve Halep malmüdürlüğü görevlerinde bulundu. Fakat Halep Valisi Zarili Paşa ile anlaşamadığı için tekrar İstanbul’a döndü. 1848’de İstanbul’da ordunun muhasebeciliğine at
Olaylar beklenmedik bir gelişmeyle daha da karmaşık bir hâl alır. Firdevs Hanım, kendi çevresi ve alışkanlıklarıyla birlikte Adnan Bey’in yalısına yerleşir. Bu durum, zaten hassas dengeler üzerine kurulu olan yalı hayatını tamamen değiştirir. Firdevs Hanım’ın gelişiyle birlikte evdeki huzur daha da bozulur ve aile içindeki çatlaklar derinleşir.
Annesinin yalıya yerleşmesinden sonra, Bihter ile Behlül arasındaki yakınlık yavaş yavaş yasak bir aşka dönüşür. Bihter kocasına, Behlül ise dayısına ihanet etmektedir. Bu ilişki, yalnızca iki kişinin günahı değil, aynı zamanda kutsal sayılan aile yapısının da çöküşüdür. Bu tehlikeyi ilk fark eden kişi, Nihal’in mürebbiyesi Matmazel de Courton olur Daily Ephesus Tours.
Tebriz şehrinde birçok ibretlik yapı bulunmaktadır. Bunların başlıcaları Sultan Haşan Camii, Şah Yakub’un binası, Şah Hıyaban binası, Şehlân Köşkü, Şah Cihan binası, Hadım Cafer Paşa Köşkü ve Şam-ı Gazan binasıdır. Bunların her biri mimari zarafeti, süslemeleri ve tarihî değeriyle dikkate değerdir.
Mırmır Mahallesi’nde bulunan Ali Şah Kemeri, ihtişamıyla Kisra Kemeri’ni andırır. Ancak zamanla bazı yapılar harap olmuştur. Şah İsmail Camii yakınındaki Emir Han Kalesi ile caminin karşısında yer alan Hadım Cafer Paşa Kalesi günümüzde yıkık durumdadır. Sürhâb Dağı eteklerindeki Reşidiye Kalesi ise Şah Gazan’ın veziri Muhammed Şam-ı Gazan tarafından yaptırılmıştır. Bu kaleler ve köşklerin her biri dönemin sanat anlayışını ve gücünü yansıtır. Tebriz’de bu yapılardan başka sayısız garip ve şaşırtıcı eser daha vardır ki bunları sözle anlatmak mümkün değildir