Atâullah Efendi (Mehmed) – 18. Yüzyıl Ulemasından
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyılın önemli ulemasından biridir ve şeyhülislâmların elli sekizincisi olarak görev yapmıştır. Babası İbrahim Efendi’dir. İlmiye mesleğinde […]
Atâullah Efendi, on sekizinci yüzyılın önemli ulemasından biridir ve şeyhülislâmların elli sekizincisi olarak görev yapmıştır. Babası İbrahim Efendi’dir. İlmiye mesleğinde […]
Atatürk Bulvarı’nın ikinci kısmı, Yenikapı – Saraçhane arasıdır. Bu bölümün uzunluğu 1100 metre, genişliği 44 metredir. Yaya kaldırımları hariç, yolun bir parçası 12 metre genişliğinde tek yol, diğer parçası ise 8,5 metre genişliğinde çift yol olarak tasarlanmıştır. Yol kısımları beton temel üzerine mozaik parke ile döşenmiştir, yaya kaldırımları ise beton temel üzerine asfalt kaplamadır. İnşasına 1941 yılında başlanan bölüm, 1942 yılında tamamlanmıştır ve toplam maliyeti 440.000 liradır.
Üçüncü kısım, Aksaray – Saraçhane arasıdır ve uzunluğu 555 metreyi bulur. Yolun bir parçası 50 metre, diğer parçası 44 metre genişliğindedir. Yaya kaldırımları hariç, yol 8,5 metre genişliğinde iki şerit olarak inşa edilmiştir. Yol ve yaya kaldırımları beton temel üzerine asfalt ile tamamlanmıştır. İnşaatı 1943’te başlamış ve 19 Temmuz 1944 tarihinde tamamlanmıştır. Bu bölümün ma
Atatürk’ün ilme verdiği değer, insanlığa olan sevgisi ve şefkatli yaklaşımı, çevresindekiler tarafından her zaman büyük bir takdirle izlenmişti. Onun insanlığa karşı duyduğu sorumluluk ve evrensel prensiplere bağlılığı, sadece sözde kalmaz; her fırsatta çevresine de bu değerleri telkin ederdi. Mim Kemal, Atatürk’ün bu yönlerini anlatırken, onun hem insani hem de bilimsel düşüncelerini veciz kelimelerle ifade etmeye çalışıyordu. Atatürk, ilme duyduğu saygıyı ve bilgiyi bir yaşam prensibi olarak benimsemişti; insanlara ve devlete olan sevgisini de bu prensiplerle birleştirirdi.
Mim Kemal, anlatırken birden koltuğundan fırlamış gibi ayağa kalktı ve sonbahar rüzgârlarını derin derin içine çekti. Ardından “Başka ne söylememi istiyorsun? Anladın mı?” der gibi bakıyordu. Tarihin en acı ve hüzünlü anlarını ağır ağır dile getirdi. O sırada Atat
16 Şubat 1935’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Batı vilayetlerinde yaptığı incelemelerin ardından Ankara’ya dönmek üzere İstanbul’dan ayrılmıştır. 25 Şubat’ta Ege
1928 yılı Ağustos ayında, Seyrisefain tarafından yaptırılan “Gazi” motörü denize indirilmiştir. Bu motor, Gazi Mustafa Kemal’in Boğaziçi’nde yapacağı geziler ve resmi deniz etkinliklerinde kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Aynı gün Sarayburnu gazinosunda, Mısır’dan İstanbul’a gelmiş olan ünlü sanatçı Münire Mehdiye bir konser vermiştir. Gazi’nin bu dönemde hem sosyal hem de kültürel etkinliklere ilgi gösterdiği görülmektedir.
11 Ağustos’ta Gazi, Dolmabahçe Sarayı’nda dairelerinde çalışmalarını sürdürmüştür. Bu günün önemli etkinliklerinden biri, Muallim İbrahim Necmi Bey tarafından verilen konferanstır. Konferansta, Gazi’nin maiyetinde bulunan devlet erkânı ve sarayda bulunan milletvekilleri yeni Türk harfleri hakkında bilgilend
Ön direğinde Riyaset-i Cumhur bayrağı bulunan Ertuğrul Yatı, sabah saatlerinde İstanbul’dan hareket etmiştir. İlk olarak Kartal istikametine doğru ilerleyen yat, daha sonra Maltepe açıklarından dönerek Büyükada yönüne yönelmiştir. Bu seyir sırasında denizde büyük bir hareketlilik ve heyecan hâkimdi. Ertuğrul Yatı’nın geçişi, hem karadan hem de denizden ilgiyle takip edilmiştir.
Bu sırada Büyükada iskelesinde bulunan Burgaz vapurundan, Reisicumhur Hazretlerine saygı ve bağlılıklarını sunmak üzere oluşturulan on altı kişilik ilk heyet, Şehremaneti’ne ait “İstanbul” motoru ile Ertuğrul Yatı’nın yanına hareket etmiştir. Heyet, yatın güvertesinde Gazi Paşa Hazretleri tarafından kabul edilmiştir. Bu kabul, büyük bir nezaket ve resmiyet içerisinde gerçekleşmiştir
İkinci Atanasios, İstanbul’un fethinden sonra Fener Rum Ortodoks Patrikliği yapmış önemli bir dini liderdir. Tarihçi Meshüpoliu Demitrios Prekopiu, Atanasios’u Yunan ve Latin dillerine hâkim bir şair, filozof, hatip ve edebiyatçı olarak tanımlar. Ancak onun keyfi idaresi, kilise çevrelerinde hoşnutsuzluk yaratmış ve seçilmesinden yalnızca kırk gün sonra azledilmiştir.
Atanasios, azledildikten sonra Selanik’e kaçmış, buradan Papaya müracaat ederek Patrikliği yeniden üstlenmek için aracılık talep etmiştir. Ancak Papa, yalnızca Katolik Kilisesine geçmesi durumunda böyle bir aracılık yapılabileceğini söylemiş ve Atanasios bunu reddetmiştir. Bunun üzerine bir süre Eflâk ve Bulgaristan’da dolaşmış, ömrünün son yıllarını ise İstanbul’da geçirmiştir.
Atanasios IV, Fener Rum Ortodoks Patriklerinin 202. patriği olarak görev yapmış
Salâhaddin Enis Atabeyoğlu, Türk edebiyatının önemli romancı, hikâyeci ve gazetecilerinden biridir. Realizm akımının öncülerinden sayılan Enis, aynı zamanda İstanbul’un karakteristik simalarından biri olarak tanınır. 1892 yılında, jandarma subayı olan babası Ahmet Enis Bey’in görevi nedeniyle Antalya’da dünyaya gelmiştir. Babası, jandarma albaylığı görevinden emekli olmuş, aslen Artvinli ve Gürcistan’ın Atabek soyundan gelmektedir. Annesi Naime Hanım ise İzmir’in Çeşme ilçesinin seçkin ailelerindendir.
Ailesi, tarih ve kültür açısından oldukça köklüdür. Meşhur Sevr Antlaşmasını Şûrayı Saltanatta reddeden tek isimlerden biri olan Topçu Feriki Ali Hıfzı Paşa, Salâhaddin Enis’in amcasıdır. Ayrıca kalemi ve radyo konuşmaları ile tanınan spor adamı Eşref Şefik Atabey ve Zeynep Kâmil Hastanesi Başhekimi Dr. Fahri Atabey de aynı ailenin kökünden gelmektedir. Salâhaddin Enis, ailenin üç çocu
Yaşanan bu beklenmedik olay, Adnan Bey’i derin ve sarsıcı düşüncelere sevk eder. Karısı Bihter ile kaynanası Firdevs Hanım’ın o anki tavırları ve yüz ifadeleri oldukça anlamlıdır. İkisinin de sessizliği ve bakışları, Adnan Bey’in içinde büyüyen şüpheleri daha da kuvvetlendirir. Tam bu sırada odanın kapısı açılır ve yüzü solgun, bedeni titreyen küçük Beşir içeri girer.
Beşir, artık dayanacak gücü kalmadığını belli eden bir sesle konuşur:
— “Küçük hanımı öldürüyorlar… Artık her şeyi söyleyeceğim.”
Bu sözler Adnan Bey’i adeta donup bırakır. Beşir, bugüne kadar gördüğü ve duyduğu her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlatmaya başlar. Soğuk kış gecelerinde, yağmur altında, karanlık köşelerde gizlenerek; şahnişlerde saatlerce bekleyerek yaşananları takip etmiştir. Büyük bir sabır ve acı içinde her
Tebriz, tarih boyunca ticaret yolları üzerinde önemli bir durak olmuştur. Şehirde 200 kervansaray bulunur. Bu kervansaraylar hem dinlenme hem de konaklama yerleri olarak hizmet vermiştir. En meşhurları şunlardır:
Zübeyde Kervansarayı
Şah Cihan Kervansarayı
Şah İsmail Kervansarayı
Pir Budak Han Kervansarayı
Âlem Şah Begüm Kervansarayı (Şah Cihan’ın kızına aittir)
Bu yapılar, mimari güzellikleriyle olduğu kadar, tüccarlara sundukları güvenli barınma imkânı ile de dikkat çekmiştir.
Tebriz’de ayrıca 70 tüccar hanı bulunmaktadır. En bilinenleri Cafer Paşa Hanı, Şah Bende Han Hanı, Beğim Hanı ve Baba Hakkı Kervansarayıdır. Bu hanlarda ticaretle uğraşan zengin tüccarlar kalır ve mallarını güvenle saklarlardı