Yazar adı: Saksagan

G13, G22, G34, G42

Tebriz Camilerinin Güzelliği ve Mimari Zenginliği

Tebriz şehrinde bulunan camilerin her biri, benzersiz bir sanat ve zarafet örneğidir. İçlerinde asılı duran avizeler ve onları taşıyan ustalıkla yapılmış askılar, insanın hayranlığını uyandıracak kadar güzeldir. Bu camilere dikkatle bakan bir kimse, sanki ışıkla dolu bir Çin veya Maçin (Uzak Doğu) sanat galerisine girmiş gibi hisseder. Her biri öylesine süslü, öylesine zariftir ki, kelimelerle tarif etmek neredeyse mümkün değildir.

Ne var ki, bu görkemli camilerden bazıları fakir kalmış gibidir. Cemaatten uzak düşmüş, sessiz ve sükûnet içinde kalmışlardır. Anadolu veya Arabistan’daki camilerde olduğu gibi, burada cemaatle namaz kılma geleneği pek güçlü değildir. Ezan okununca insanlar camiye gelir, beş vakit namazlarını kılarlar ama hemen çıkıp giderler. Bu yüzden camiler, genellikle cemaatsiz bir hâl almıştır

G11, G21, G32, G43

Sultan Hasan Camiinin Özellikleri

Tarihî Arka Plan

Sultan Hasan Camii, Azerbaycan hükümdarlarından Uzun Hasan tarafından yaptırılmıştır. Bu Uzun Hasan, Erzurum’un doğusunda, bir günlük mesafedeki Hasan Kalesi’ni inşa ettiren aynı kişidir. Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed ile Tercan Ovası’nda yaptığı büyük savaş tarih kitaplarına geçmiştir.

Bu çetin savaşta Uzun Hasan’ın ordusu Fatih’in güçlü askerlerine karşı tutunamamış, ordusu büyük kayıplar vermiştir. Kendisi ise canını kurtarıp Tebriz’e sığınmış, ancak aldığı yaralardan dolayı orada vefat etmiştir.

Camii ve Mimari Özellikleri

Bugün Tebriz’de, kendi adını taşıyan bu görkemli camiinin yanında Uzun Hasan’ın türbesi bulunmaktadır. Cami, baştan sona kadar içi ve dışı kâşî çinilerle süslenmiş eşsiz bir eserdir. Uzun Hasan, gerçekten de sanat anlayışı yüksek bir hükümdar o

G14, G24, G33, G41

Tebriz Azerbaycanın Taht Şehri

Gönülleri cezbeden Tebriz şehri, bugün hâlâ Azerbaycan’ın taht merkezi olup, İran topraklarının en yüce hanlıklarından biridir. Tarih boyunca birçok kez hanlar hanlığı unvanını taşımıştır. Şehir, yaklaşık on bin asker tarafından korunmaktadır.

Tebriz’in yönetimi oldukça düzenlidir. Şehirde müftü, şeyhüssâdât (seyitlerin başı), molla, kelenter (belediye başkanı), münşi (yazman), daroga (zabıta amiri), korucubaşı, dizçöken ağası, çiğyiyen ağası, yasavul ağası, eşik ağası ve mihmandar (resmî misafir ağırlayıcı) görev yapmaktadır.

Bu görevliler şehri adaletle yönetirler. Tebriz’de halk, Nuşirevan-ı Adil’in (Sasani hükümdarı Nûşirevan) adaletini andıran bir düzen içinde yaşar. Öyle ki, hiçbir kimse başkasının hakkına, bir hardal tanesi kadar bile dokunamaz.

Tebriz’in Camileri

Tebriz’de 320 mihraplı cami bulunmaktadır. Bun

G15, G23, G31, G45

Özdemiroğlu Osman Paşanın Vefatı

Tebriz Kalesi tamamen dolmuş, cephaneler, mühimmat ve kırk bin asker ile şehir güvenlik altına alınmıştı. Ancak Allah’ın takdiriyle, Özdemiroğlu Osman Paşa’ya bu kalede ilk cuma namazını kılmak nasip olmadı. O akşam, namazını kıldıktan sonra Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Bu acı haber, ordu arasında büyük üzüntü yarattı. Osmanlı askerleri hemen Cağaloğlu Sinan Paşa’yı başkomutan olarak seçtiler. Tebriz Kalesi’nin anahtarlarıyla birlikte Osman Paşa’nın ölüm haberi İstanbul’a, yani Devlet Kapısı’na gönderildi.

Yeni Kumandan Hadım Cafer Paşa

Sultan III. Murad, bu haberi alır almaz, Şam ve Trablus Veziri Hadım Cafer Paşa’yı aceleyle Tebriz’e gönderdi. Paşa kısa sürede gelip Tebriz valiliğini ve başkomutanlığı üstlendi. Adaletli ve kararlı yönetimiyle halkın sevgisini kazandı.

Hadım Cafer Paşa zamanında Tebriz öyle imar edildi ki, Su

G12, G25, G35, G44

Dördüncü Kurucu Sultan Muhammed Şam-ı Gazan

Tebriz’in dördüncü kurucusu, Hicrî 694 (Miladî 1295) yılında hükümdar olan Sultan Muhammed Şam-ı Gazan’dır. Onun zamanında şehir, adaletli yönetimi sayesinde öyle gelişmişti ki sınırları bir yandan Liyan Dağı’na, diğer yandan Sincan Dağı’na, Ucan Dağı’na ve Şehlan Dağı’na kadar uzanıyordu.

Adaletle yönetilen Tebriz, kısa sürede ilim, sanat ve zenginliğin merkezi hâline geldi. Şehir, güzelliğiyle bütün dünyada tanınır olmuş, “cihan süsleyen şehir” olarak anılmıştır.

Sultan Şam-ı Gazan, Tebriz’in çevresine güçlü surlar yaptırdı. Şehrin büyüklüğü öyleydi ki bir yaya, bu surların çevresini dört günde dolaşabilirdi. Bu dönemde, Abbâsî halifelerinden el-Mütevekkil Alallah tarafından yaptırılmış olan eski iç kale de hâlâ ayaktaydı.

Tebriz’in Değişen Yazgısı

Zamanla şehir, pek çok hükümdarın eline geçti; bazen h

D13, D22, D34, D42

Tebrizin İlk Kurucusu Zübeyde Hatun

Gönülleri fetheden Tebriz şehrinin ilk kurucusu, Abbâsî Halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde Hatun’dur. Rivayete göre Hicrî 175 (Miladî 791) yılında bu bölgeye geldiğinde, havasını ve suyunu çok beğenmiştir. Burada bulunduğu sırada Halife Me’mun’a hamile kalmış, bu nedenle bu amber kokulu toprağı kendine dinlenme ve huzur yeri olarak seçmiştir.

Zübeyde Hatun burada önce bir köşk yaptırmış, ardından büyük harcamalar yaparak şehri büyütmüştür. Velek, vesak, tümen ve yüklerle ifade edilen sayısız malzeme ve servet harcayarak görkemli bir yerleşim kurmuştur. Abbâsî bilginleri, şehre Tebriz adını vermişlerdir. Zamanla şehir o kadar büyümüş ki çevresini dolaşmak üç gün sürermiş Private Sofia Tours.

Büyük Deprem ve İkinci Kurucu Mütevekkil

D11, D21, D32, D43

Zengin Hediyeler ve Misafirperverlik

Tebriz Hanı’nın misafirperverliği bununla da bitmedi. Biz şehirde misafir iken, ardımızdan kırk tümen değerinde hamam-baha, bir süslü koşum takımıyla karaçubuk bir küheylân at, bir alaca yorga at ve yedi deve yükü yiyecek, içecek ve meyve hediyeleri gönderildi. Böylece hanemiz bolluk ve bereketle doldu.

Bu hediyeler, Han’ın Osmanlı elçilerine gösterdiği saygının ve dostluğun açık bir göstergesiydi. İran sarayında konuk ağırlamak yalnızca bir nezaket değil, aynı zamanda siyasi bir incelikti. Han, Osmanlı elçisine değer vererek, ülkeler arasındaki iyi niyetin güçlenmesini arzu ediyordu.

Şehirde Yapılan Duyuru

Ertesi gün şehirde tellallar sokak sokak dolaşarak şu duyuruyu yaptılar:
“Osmanlı elçisi, yani Sünnîler burada bulunmaktadır. Şah’ın buyruğu ve Han’ın emriyle kimse Sünnîlere sövmesin. Söven olursa, Sünnîler onları öldürür ve kanları hel

D14, D24, D33, D41

Hanın Cevabı ve Misafirperverliği

Mektup okunduktan sonra içindeki mesaj anlaşılınca, Han saygı ve samimiyetle şöyle dedi:
“İnşallah Yüce Allah yardım ederse ve bana ömür verirse, Kayser ülkesinin padişahının veziri, kardeşim sayılan o yüce kişiye bu ay içinde bin deve yüklü Yezdanbaş kervanı ve bir o kadar da şütürbaş kervanı göndereceğim. Başım ve gözüm üstüne.”

Sonra bana dönerek, “Hoş geldin, safalar getirdin; yüzün ak, gelişin hayırlı olsun, ömrümün sevinci, gözümün nurusun.” diyerek büyük bir samimiyet gösterdi. Diz dize oturduk, içten ve hoş sözlerle uzun uzun sohbet ettik. Ardından zengin bir ziyafet hazırlandı.

Ziyafet ve Hediyeler

Yemekten sonra buhur (koku) ve gül suyu saçıldı. Ardından Erzurum Veziri Defterdarzâde Mehmed Paşa’nın gönderdiği hediyeleri takdim ettim. Elimdeki hediyeler arasında inci tespih, çârkab okluğu (ok torbası), Ceneviz ve Venedik kumaşla

D15, D23, D31, D45

Tebriz Yolunda ve Şah Türbesi

Yolculuğumuza devam ederken, sağ tarafımızda Şam-ı Gazan Muhammed Şah’ın Türbesi uzaktan göklere yükselir biçimde görünüyordu. Yaklaşık altı saatlik mesafeden bile belli oluyordu. Onun ruhuna bir Fâtiha okuyup yeşillik bir çayırlıkta kısa bir süre dinlendik. Ardından Tebriz’e bir haberci gönderdik. Üç saat kadar sonra atlara binip Tebriz elçisiyle birlikte, silahlı bir şekilde yola koyulduk.

Elçinin nökerleri (yoldaşları) gösterişli elbiseleriyle önümüzde gidiyor, bizim kırk kadar hizmetkârımız da onların ardında ilerliyordu. Uzaktan, deniz dalgaları gibi kalabalık bir asker topluluğunun bize doğru geldiği göründü. Meğer bu, Tebriz Hanı’nın kethüdasıymış; bizi karşılamaya çıkmıştı. Onunla birlikte dokuz saat süren bir yolculuğun ardından, büyük bir törenle Tebriz şehrine vardık P

D12, D25, D35, D44

Şehrin Bağları ve Güzellikleri

Bu şehir, çevresindeki bağları, bahçeleri ve mesire yerleriyle adeta bir cennet köşesidir. Her biri, eski kavimlerden Âd halkının efsanevi İrem bağlarını andıran güzellikte gezinti ve dinlenme alanlarıyla doludur. Şehrin meyveleri bol ve sulu, toprağı bereketlidir. Bu verimli topraklarda yetişen ürünlerin tadı dillere destandır.

Suyunun tatlılığı ve havasının yumuşaklığı sayesinde halkın yüzleri nurlu, görünüşleri güzeldir. Erkekleri yakışıklı, kadınları zarif ve alımlıdır. Halk düzgün konuşur, tatlı dilli ve güler yüzlüdür. Onların konuşmaları sanki İsa Peygamber’in mucizelerini hatırlatır, yürüyüşleri bile adeta ruha huzur veren bir zarafet taşır.

Halk ve İnanç Yapısı

Bu şehrin halkı genellikle sipahi ve han nökeri olarak bilinir. Ancak tamamına yakını Şii mezhebindendir. Aralarında küfür ve kötü söz kullananlar da bulunur. Yine de şeh

Scroll to Top